Türkülerin Hikayesi. Mehmet Canlar. 08 July 2021. 0 Yorum. 1521. Doğala Doğru'nun bu haftaki türküsü, bir çok kına ve düğün törenlerinde çalınan yüksek yüksek tepeler türküsüdür. Bu türkünün yüreğe dokunan, içi sızlatan bir yanı vardır. Bu türkü ata ocağından ayrılışın hüznü bir tutulur. Çok eski bir
Birçokfilm ve dizide çalınan bu türkünün aslında çok acıklı bir hikayesi vardır. Bu türkünün ne zaman yazıldığı aslında tam olarak bilinmemektedir. Savaş sırasında mı, savaştan önce mi yoksa savaştan sonra mı yazıldığı merak konusu olsa da ortaya çıkan bir mektup her şeyi gözler önüne sermektedir.
Her türkünün de zaten bir hikayesi vardır. Türkülerimiz genellikle sevip de kavuşamayan aşıkları, ailesinden çok uzaklara, gurbete gitmek zorunda olan insanları, kahramanlıkları, yaşanan acıları anlatır. Türküler ait oldukları yerde yaşanmış bir hususu ifade eder. Böylece o bölge hakkında fikir sahibi olmamızı sağlar.
Butürküde bir ananın feryadı, gözyaşları; bir yavrunun ateşler içinde yanışı, kavruluşu vardır. Özellikle Erzurum yöresinde savaşların acılarını dile getiren yüzlerce öykülü türkü vardır. Bu türkünün öyküsünü bana, köyümüzdeki Ömer Çavuş adlı Narman, Toygarlılı yaşlı bir amca anlattı.
Basın bülteninde “Her şarkının bir hikayesi vardır” diyorsunuz. Siz şarkılarınızı oluştururken nasıl hikayelerden etkileniyorsunuz? Hep kendi hikayeleriniz konu olmuyordur herhalde?
XyRrJm. Türküler ve hikayeleri Türküler bizler için çok her türkünün bir hikayesi var birçoğumuz bu hikayeleri dinlediğiniz türkülerin hikayelerini öğrenmek ve okumak Hekimoğlu türküsünün hikayesini paylaşıyorum sizlerle sayfamızda daha birçok türkünün hikayesini okuma fırsatı bulabilirsiniz. HEKİMOĞLU TÜRKÜSÜ Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir. Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu’na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu’yla görüşmeye başlamıştır. İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu’na düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu’yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir. Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu’nu yaylım ateşine tutar. Ötekiler de çevresini sararlar. Hekimoğlu’yla Beyin adamları arasında yaman bir çatışma olur. Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helallaşıp, yanına Mehmet adlı iki amca oğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır. Hekimoğlu’nun dağa çıkış nedenini ve biçimini bilen, duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar. Onun mertliği, yiğitliği ve doğru sözlülüğü köylüleri daha da etkiler ve her açıdan kendisine yardım ederler. Özellikle yoksul köylülerle dostluk kurar, zenginlerden aldıklarıyla onlara yardım eder. Hekimoğlu, artık Gürcü Beyinin korkulu düşü olmuştur. Bu yüzden Bey, kendisini sürekli jandarmaya şikayet eder ve kesintisiz izletir. Hekimoğlu’nu ihbar etmeleri için çeşitli yörelerde adamlar tutar. Fakat halk koruduğu için, Hekimoğlu’nu bir türlü ele geçiremezler. Hatta bir defasında, Beyin adamlarından birinin ihbarı üzerine Hekimoğlu’nun kaldığı evi jandarmalar basıyorlar. Bütün çevre kuşatılmıştır. Evin altında bir fırın vardır. Hekimoğlu fırıncının yardımıyla fırının ekmek pişirilen yerini arkadan delip kaçmayı başarır. Hekimoğlu, kaçmaya kaçıyor ama, Beyin, iki amca oğlunu öldürttüğünü haber alıyor ve doğru Çiftlice köyüne iniyor. Gittiği ev muhtarın evidir. Bu Muhtar, Hekimoğlu’ndan yana görünüyor, oysa gerçekte Beyin adamıdır ve onunla işbirliği içindedir. Nitekim adamlarından biri aracılığıyla ihbarda bulunur ve Hekimoğlu jandarmalarca sarılır. Hekimoğlu, Muhtarın > yüzünden kıstırılmıştır. Büyük bir çatışma çıkar taraflar arasında. Adeta namlular kurşun kusmaktadır. Özetle > olur orada. Olayın sonucuna ilişkin iki söylenti var halk arasında 1-Hekimoğlu, çatışma sırasında. çemberi yarıyorsa da, aldığı yaralar yüzünden fazla uzaklaşamadan ölüyor. 2 -Atına atlıyor, elini karın bölgesinden aldığı yaralara basarak Ordu’ya kadar geliyor ve burada ölüyor. Hekimoğlu, tipik bir erdemli başkaldırıcı örneğidir. Haklı bir nedenle dağa çıkıyor. Mertliği, yiğitliği ve iyilikseverliğiyle halk arasında büyük ün yapıyor. Yoksulların dostu, onları ezen varsılların düşmanıdır. Hekimoğlu denince, hemen akla gelen bir özelliği de aynalı martini dir. Hekimoğlu Türküsü’nde geçen ve kendisinin adıyla özdeşleşen aynalı martin in özelliği şudur. Hekimoğlu, özel olarak yaptırdığı mavzerinin üstüne bir ayna taktırıyor. Çatışmaya girdiğinde, bu aynayı düşmanının gözüne tutarak, gözünün kamaşmasına, dolayısıyla hedefini şaşırmasına yol açıyor. Bu yüzden Hekimoğlu’nun, adı, Hekimoğlu’nun adı aynalı martinle özdeşleşmiştir.
Oluşturulma Tarihi Aralık 23, 1999 0000Ortalıkta şöhretini türküyle cilalayan bunca isim varken, türkülerin izini süren ve öykülerini araştıran insan sayısının azlığı karşısında şaşar kalırsınız. Öyküleriyle Türküler'' adlı 10 kitaplık arşiv çalışmasının ilkini Ada Müzik'ten çıkaran Yaşar Özürküt, bu isimlerden Yaşar Özürküt ile konuştuktan sonra en yakın müzik markete gidip türkü albümlerinin bulunduğu standa bakma ihtiyacı hissetik. Belki Öyküleriyle Türküler'' kitabını okuduktan sonra siz de hissedersiniz...Araştırmacı ve yazar Yaşar Özürküt Öyküleriyle Türküler'' kitabında türkülerin öykülerinin yanı sıra, Türk Halk Müziğine hayat verenlerden Ruhi Su, Aşık Veysel, Muzaffer Sarısözen, Perihan Altındağ Tüfekçi ve Muzaffer Akgün gibi isimlere de yer vermiş. Folklor araştırmacılarının en önemlilerinden Pertev Naili Boratav'ın izini süren Özürküt, bu kitabı öykülerini anlattığı türkülerin bulunduğu bir CD ile desteklemiş. Bu CD'de Ağgül'' Turhan Karabulut okuyor, Bebek Oy!'' Muzaffer Akgün, Avşar Beyleri'' Talip Özkan, Kara Koyun'' Kemalettin Kaya, Çökertme'' Hasan Mutlucan, Yıldız'' Neriman Altındağ ve Ala Geyik'' Aziz Şenses isimli türküler yer Mercimek Köyü'nde doğan 60 yaşındaki Yaşar Özürküt, radyoların radyo olduğu 70'li yıllarda Ankara Radyosu'nda Yurdun Sesi'' programının prodüktörlüğünü yapmış. Kulağı zaten doğup büyüdüğü yerlerin türküleriyle dolu olan Özürküt; bu programda çeşitli türküler çala çala, türkücülerle konuşmalar yapa yapa türkülere olan sevgisi iyice artmış. Bu programı Öyküleriyle Türküler'' adlı yapım izlemiş ama hem Özürküt hem de programları 12 Eylül'ün gadrine uğrayınca Özürküt ve ailesine İsveç yolları gözükmüş. Özürküt 141. ve 142. madde marifetiyle 1984'te İsveç'e politik göçmen olarak İsveç’eYaşar Özürküt çokkültürlülüğün bir devlet politikası olarak benimsendiği İsveç'te zaman zaman örtülü bir ırkçılıkla karşılaşsa da bu ülkede boş durmamış. Sokak Dergisi ve Milliyet Gazetesi'nin Stockholm temsilciliğini üstlenmiş. İsveç Televizyonu için Şeytanla Köylü'' isimli bir çocuk filmi yapmış. Bu filmle aynı adı taşıyan kitapla Türkülerin Dili'' adlı kitabı da İsveç'te beri eşinin ve iki oğlunun yaşadığı Stockholm ile kendi yaşadığı Büyükada arasında mekik dokuyan Özürküt'ün Çukurova'nın sıcak ikliminden dünyanın en soğuk ülkelerinden birine uzanan yolculuğunun hikayesi kısaca böyle. Gelelim onun neredeyse bütün ömrü boyunca sürdürdüğü biricik uğraşı olan türkü an Öyküleriyle Türküler'' arşiv serisinin yakın gelecekte yayımlanacak beş kitabının malzemelerini hazırlayan Özürküt'ün en hassas olduğu konu, türkülerin sözlerinin deforme edilmesi. Türkülerin onları yaratan halkın tarihinden süzüle süzüle bugünlere ulaştığını söyleyen Özürküt, türkülerin öykülerini yazarken söylencelerin aslına sadık kalıyor ama öyküleri kendi anlatımı ve hayalgücüyle zenginleştiriyor.Türküler zaten sözleriyle kendi kendilerini anlatıyor. İnsan hayatında önemli olan hemen her şeyi simgeleyen türküler yakılmış. Türküler hiçbir zaman iktidarın tarafında olmamış, ezilenlerin isyanını anlatmıştır. Bize düşense onların sosyolojik altyapılarını anlatmak'' diyor. Ayrıca türkülerin öykülerini ilk yazanlardan birinin de Yaşar Kemal olduğunu Özkürküt, radyoların Türk Halk Müziği topluluklarının türküleri tektipleştirdiğine inanmıyor. Özellikle 1941'de Ankara Radyosu Yurttan Sesler Korosu''nu kuran Muzaffer Sarısözen'ün abide bir isim olduğunu belirtmeden de edemiyor. Sarısözen'den önce radyolarda üç telli bağlamadan utanılıyordu. Sarısözen birçok halk ozanını radyolara kazandırdığı gibi, Türkiye'nin dört bir köşesini dolaşarak onbinlerce türkü derledi ve bunları mum plaklara kaydederek arşivledi'' kaynağı türkülerYaşar Özürküt, o zamanlar belli türküleri sadece belli sanatçıların okuyabildiğini, diğerlerinin bu türküyü okumak için izin alması gerektiğini belirtiyor. Bu uygulama türkülerin dejenere olmaması için alınan bir tedbirmiş. Özürküt türkülerin anonim olduğunu ve türkü bestelemek gibi bir kavramın sözünün bile edilemeyeceğini de üstüne basa basa söylüyor ve Türküler rant kaynağı olarak görülürse yozlaşır'' diyor. Çalışmalarının türkülerin kadrini bilen ve buna göre yorumlamak isteyenlere yol gösterici olmasını uman Özürküt, halk arasında onlarca yeni türkünün yaşadığını Akkiraz ve BingölÖzürküt, türkülerin elektronik sazlarla yorumlanmasına da karşı çıkıyor, çünkü türküleri layıkıyla seslendirecek kadar zengin çeşitlilikte halk sazı bulunduğuna inanıyor. Yaşar Özürküt'e yaşayan sanatçılardan türküleri hakkıyla kimlerin yorumladığını soruyoruz. Gelenekten gelen Sabahat Akkiraz'in yanısıra Tolga Çandar, Hale Gür, Erkan Oğur, Emel Taşçıoğlu ve Gülşen Kutlu'nun adlarını sayıyor ve ekliyor, Bir de Yavuz Bingöl gibi türküdeki anam anam' sözcüklerini annem annem' diye deforme edenler var. İnsanlara bu şekilde türküleri sevdirebileceğini sanıyor ama bunun için türkünün sözlerini bozmaya hiç gerek yok bence...''
* Türküsünü söylemeyen milletlere, başka milletler cenaze marşı söyletir. Her türkünün bir çıkış hikâyesi vardır. Anlamını, hikâyesini bilmeden ritmine göbek atıp kalça oynatarak söyleyen ve dinleyenler çoğunluktaysa türküler asaletini yitirir… Türk’ün bağrından fışkıran sevinç ve hüzün pınarı, ruhunda tepişen coşkulu deli tayların kahramanlık, yiğitlik yaylası, özlemi iç yakan sevgiliyle arasındaki hasret dağıdır türküler… Türküler nerede söyleniyorsa, orası Türk yurdudur. Kapı komşularımız Azerbaycan, Kerkük ve Balkanların türkülerini söyleyip dinledik, alkışladık yıllar yılı ama “oralarda Türk mü kaldı” diye ahmakça sorular sorduk niyeyse… Kerkük türkülerinde tüten aşk acısının şifresini bilemeden, mesajını sezemeden takdim edenler “Urfa isotu” diye yedirdiler bize. Türk yurtlarının öz sesini, feryadını çığıran türkülerin ne dediğini anlamadan, o türküleri söyleyen sanatçılara, garsonlara bahşiş verir gibi alkışlayıp dinledik umarsızca yıllar yılı... 1926 Ankara Antlaşması’ndan sonra yazılan, 1970’li yıllarda İbrahim Tatlıses’in Türkiye’de ilk defe seslendirdiği “Beyaz Gül, Kırmızı Gül” türküsü var ya o, bir aşk türküsüdür ama şifresi, mesajı olan bir aşkın türküsüdür. Perdeleri örtük, Lâmbaları sönük, Sırtında yıllar yük, Hatıralar kırık dökük Bir yer var orada, Adı Kerkük, şanı Kerkük, mısralarında adı geçen Kerkük’ün feryadını, hasretini dile getirir “Beyaz Gül, Kırmızı Gül”. O zamanlarda istersen şifresiz söyle de görelim öz varlığının sesini… Özbeöz Türk yurdu Kerkük’ten Türklüğün ebedi kalesi Türkiye’ye ve al bayrağa mesajdır “Beyaz Gül, Kırmızı Gül” türküsü. Beyaz ve kırmızı gül, Al bayrağın ta kendisidir. Yârin giydiği beyaz ezye elbise kefendir. Peki, aynı türkünün şu mısralarında yılların yürek yakan çilesi, özlemi tütmüyor mu? “Beyaz gül deste deste Derdinden oldum heste Di gel bir üzün görüm Kalmışam son nefeste”… Son nefeste kalışın sebebi bakın nasıl açıklanıyor türküde Güller açmaz her yerde. Bülbül ötmez har yerde. Felek bizi ayırdı, Her birimiz bir yerde… İlk defa Abdurrahman Kızılay’dan dinlediğimiz “Altun Hızma Mülayim” türküsündeki hızma, hilâl şeklindeki bir hızmadır ve her şeyi “Gün gördüm, günler gördüm, Seni Al bayrağı gördüm şâd/Bey oldum.” mısraları daha iyi anlatıyor anlayana. Altın hızmav tomağa kuşların kafasındaki kâkül gibi süslü duran hızma Yaraşır al yanağa Güzel gel görüşelim Ben gidirem Irağa Irak Bir başka Kerkük türküsü hürriyete hasreti şöyle dile getiriyor Aya bah, yulduza bah, Ay yıldızlı al bayrağa bak Sarı saçlı kıza bah. Aşkuvdan koyma, yanım, Aşkından uzak tutma, yanayım Derduvden koyma, ölüm, Derdinden ayırma, öleyim Üzün dönder bize bah. Yüzünü döndür de bize bak Kerkük Divanı adlı eserde “Gülüm di gel bayramlaşak, bugün şanlı bayram günüdü” diye Türkiye’ye seslenilirken bir gerçeği, hasretin acısını en net şekilde söylüyor şu mısra “Öpsem öldürürler, öpmesem men öllem”. Misak-ı Millî sınırları nerelere uzanır? Kızılelma, kızılcık gibi bir meyve midir? Bunları bilmeyenler oturdukları makamın önemini, değerini bilemeyecek tadar hafif olanlardır ve sorarlar “Ortadoğu bataklığında ne işimiz var”, “bizim orada ne işimiz var” diye… 1976’da Cumhurbaşkanımız Fahri Korutürk’ün Kerkük ziyaretinde coşkunun, hüzün karışık gözyaşlarının en yoğun anında “Başbuğ Türkeş” diye haykıran yaralı yürekler, ertesi gün zulmün en şiddetlisini gördü orada. Burada, Başbuğ Türkeş’i suçlayıcı avam ağızları salya saçtı… Şimdi, köprülerin altından çok su aktı. Devlet Bahçeli Bey “82 Kerkük, 83 Musul” diye plaka numarası verdiğinde ahmakça söz eden kafasızların benzerleri yüzünden, yıllar yılı orada hep “yıktılar kal’amızı, yaktılar balamızı”, duymadık, duysak utanmadık, kıpırdanmadık. Soruyor “bizim orada ne işimiz var” diye ama biz ona “onlar oradayken bizim burada ne işimiz var” sorusunu soramıyoruz. Onlar Atatürkçü oluyor, biz Türkçü olunca suç oluyor. Anasının hep evde oturmasını isteyen çocuğun “Ana hiç gitmesen olmaz mı” demesi gibi “Ortadoğu bataklığında ne işimiz var” diye çocukça soru sormak koca koca bebelere yakışıyor mu?... Daha hoyratça olan, bilinç düzeyi en düşük seviyedeki şu cümleye bakın. “Onlar başının çaresine baksın, bize ne”. İyi, söylerim, başlarının çaresine baksınlar… Oturduğu makamın ağırlığı altında ezilmenin feryadıdır bu. İnsanın söyle diyesi geliyor Miras kaldı eşek arılarına, Koltuğunda kimler oturuyor bak. Ey Mustafa Kemal, ya kalk oradan, Ya bu Kılıçdar Bey çıksın aradan. Türkülerin mesajını anlamayan, tarihini, hikâyesini bilmeyenler Türk’ün yüreğinin sesinden habersizdir. Bu tiplerin Türk milletini yönetmeye talip olması ne kadar acıdır değil mi?
Hey 15'li türküsü aslında bir ağıt, ancak günümüzde oyun havası gibi algılanıyor Her türkünün bir hikâyesi var… Bunlardan biri de “Hey 15’li” türküsü… Bu türkünün hikayesinin yer aldığı, “Tevellüt 1315” adlı tiyatro Çorum’da sahnelendi. Oyunun konusu Tokat yöresine ait “hey 15’li” türküsü... Oyunun yazarı Mustafa Arıkoğlu bu tiyatro ile bazı hususlara dikkat çekmek istediğini belirtiyor. Türküdeki “15’li” ibaresiyle askere hicri 1315 yılında giden şahıs kastediliyor. TÜRKÜNÜN ÖYKÜSÜ Hicri 1315 doğumlu Tokatlı Halil evin en küçüğüdür. Yasa gereği her evde bir erkek, ailesinin güvenliğini ve geçimini sağlamak için askere alınmayabiliyordu. Ama Halil, gönüllü olarak Çanakkale’ye gitti. Geride bıraktığı annesi Rum çeteciler tarafından öldürülür, sözlüsü Hediye’ de kaçırılır. Hediye’nin bu andan itibaren hayatı kararır. Hediye’yi uzun bir aradan sonra serbest bırakırlar. Halil’de köyüne döner. Hediye’nin başından geçenleri yanlış anlar. Ve kavuşmak ahirete kalır. Türkü bir ağızdan değil Halil ve Hediye´nin karşılıklı konuşması şeklinde söyleniyor. “15’Lİ TÜRKÜSÜ BİR AĞIT” Oyunun yazarı Mustafa Arıkoğlu “hey 15’li” türküsünün oyun havası olmadığını bir ağıt olduğunu vurgulamak için böyle bir oyun yazdığını söylüyor. Bu ağıt Çanakkale savaşında bir hüznün hikâyesinin dışavurumu… Ancak günümüzde “Hey 15’li” türküsünü, düğünlerde oyun havaları olarak dinliyoruz, ritim tutuyoruz. OYUN HAVASI "HEY ONBEŞLİ" AĞIT OLAN "HEY ONBEŞLİ" 2348 2306 2335 2245 2217 Hayrünnisa Gül'ün o sözleri kitap yazdırdı Yükleniyor lütfen bekleyiniz
Haberler > Anlamını Bilmeden Dinlediğimiz Bu Toprakların Ezgileri 11 Türkünün Yürek Burkan Hikayesi - 1700 Kimi aşktan, sevdadan kimi dertten tasadan kimi de ölümden yastan söylenmiş bu türküler, yakılmış bu ağıtlar; öyle yürek dağlayan hikayelere sahipler ki! Nesiller boyu anlatılagelen bu hikayelerden 11 tanesini sizler için derledik, buyrunuz... 1. Arda Boylarında Kırmızı Erik 2. Bitlis'te Beş Minare 3. İki Keklik 4. Çift Jandarma 5. Çökertme 6. Neredesin Sen 7. Havada Bulut Yok 8. Ümmü Kızın Ağıdı 9. Bebeğin Beşiği Çamdan 10. Karadır Kaşların 11. Mağusa Limanı
her türkünün bir hikayesi vardır