başagiren anlık ağrılar bir insanın normal besin değerleriu kaç olmalı kan mmhg nedir Tablonun önlenmesinde de kilo. İddianame kabul görmüş iki kişi bu imkanlardan. şüphesiyle başvuran hastalara, sakin ve karıncalar alerjiye neden.
MCH Düşüklüğü veya Yüksekliği Ne Anlama Gelir? Tam kan sayımında ölçülen MCH değerinin 27,5 pg’den az çıkması durumunda MCH düşüklüğünden söz edilebilir. Bu durum, kanda bulunan kırmızı kan hücrelerinin ortalama hemoglobin içeriğinin yetersiz olduğu anlamına gelir.
Lenfositlerin kandaki değeri, hemogram (kan sayımı) ile tespit edilir. Ve LYM normal değeri 1000 – 4800 µl (mikrolitre) civarıdır. Bu değerlerin dışında olduğu zaman LYM
PSA Normalde Kaç Olmalı? Yaşa göre Serum PSA normal düzeyleri; • 40-49 yaş 0 – 2.5 ng/ml • 50-59 yaş 0 – 3.5 ng/ml • 60-69 yaş 0 – 4.5 ng/ml • 70 üzeri 0 – 6.5 ng/ml. Kimler PSA Testi Yaptırmalı? Prostat kanseri herhangi bir belirti vermeden yıllar içerisinde gelişir.
Giriş Tarihi: 10.5.2022 10:11 Son Güncelleme: 10.5.2022 10:11 Kan testlerine bakılarak yapılan araştırmalarda kullanılan kan hücrelerinden bir tanesi de MPV olarak biliniyor. En doğru ve sağlıklı çıkarımların yapılabilmesi için MPV değerlerinin, PLT, bir diğer adıyla trombosit değerleri ile birlikte okunması gerekiyor. Peki, MPV kan değeri nedir? Konuyla ilgili bilmeniz
JtpuEfp. Trombositlerin bir diğer adı platet olarak bilinmektedir. Platetler herhangi bir yaralanma ya da bu gibi durumlar karşısında kanın pıhtılaşması için harekete geçer. Bu doğrultuda kan tahlilleri yapıldığında kan sayımı yani hemogram üzerinden trombositlerin değeri ölçülür. Bu değer doğrultusunda belli bir referans aralığı vardır ve bu aralığın düşüklüğü veya yüksekliğinde belli başlı bazı hastalıklar ön plana kan değeri nedir?Yaşanabilecek olası kanamalarda kanı pıhtılaştırmak için öne çıkan trombositler PLT olarak bilinmektedir. Yani diğer bir ismi ile plateteler olarak da öne çıkarlar. Kemik iliği tarafından üretimi gerçekleştirilen trombositler, ihtiyaç duyulduğu zaman savunma mekanizması olarak öne çıkar ve kanın pıhtılaşmasına olanak tanır. Bütün ile renksiz olan bu kan hücreleri alyuvar ile beraber akyuvarlardan dahi küçük boyutlara değerinin yükseklik ya da düşüklüğü ile beraber trombosit miktarında artış ve azalış durumu ortaya çıkar. Yani ele alınan kan testi ile beraber trombosit miktarı üzerinden meydana gelmiş olası problemler anlaşılır. Özellikle yükseklik söz konusu olduğu zaman ciddi risk faktörlerinde bahsetmek mümkündür. Böyle durumlarda yapılması gereken mutlaka erken zamanda doktora başvurulması ve gerekli tetkiklerin kan değeri yüksekliği veya düşüklüğünün nedeni nedir?Kan testi ile beraber PLT değerinin düşüklüğü ya da yüksekliği belli başlı bazı hastalıklara işaret edebilir. Öncelikle söz konusu düşüklük ele alındığı zaman, trombosit değerinin 150 binin altına inmesi ile beraber bu durum oluşur. Bu doğrultuda ortaya da hafif şiddetli bir düşüş söz konusu olabileceği gibi çok ciddi düşüşler de yaşanabilmektedir. Eğer böyle durumlarda tedavi söz konusu olmaz ise hayati bir risk ortaya çıkabilir. Özellikle Lösemi ile beraber bazı hastalıklar üzerinden PLT değerinin düşüklüğü ön plana Siroz,- B12 eksikliği,- Kemoterapi ile beraber Radyoterapi,- Aşırı alkol kullanımı,- Kemik iliğinde trombosit üretiminden yetersiz olması,- Bazı kimyasal durumlara ve radyasyona maruz kalmak,- Miyelodisplazi,- Şiddeti oranda anemi,- Polat ve demir eksikliği,Kanda bulunan trombosit miktarının bir anda 400 binin üzerine çıkması ile beraber meydana gelen durum PLT yükselişi olarak öne çıkmaktadır. Böyle durumlarda gerekenden çok daha yüksek oranda trombosit üretimi söz konusudur. Özellikle trombosit miktarının normalin çok üzerinde olması bazı kişilerde kanın pıhtılaşma oluşmasına sebebiyet verebilmektedir. Böyle zamanlarda acil tedavi büyük öneme sahiptir. Aynı zamanda belli başlı bazı hastalıklar PLT üzerinden yükselişe işaret Travma ardından,- Hemolitik anemi,- Birtakım cerrahi operasyonlar sonrası yaşanan durum,- Demir düşüklüğü,- Birtakım ilaçların kullanımı,- Bazı kanser türlerinin varlığı,- Cerrahi müdahale ile dalağın alınmış olması,- Durup dururken kemik iliğinde yüksek oranda trombosit üretimi,- Kan kayıpları,- Polisitemia Vera ismi ile bilinen kemik iliği hastalığı,- İltihaplı bağırsak hastalığı,- Bunlar gibi daha pek çok farklı problemden söz etmek mümkün. Özellikle yaşanan yüksek orandaki düşüş veya yükseliş söz konusu olduğu zaman acil tıbbi müdahale büyük öneme sahip. Bu doğrultuda ele alınan PLT Kan testi ile beraber trombosit miktarı ortaya çıkarılır. Aynı zamanda belli başlı bazı tahliller ile beraber kan testi üzerinden tedavi yöntemine karar değer aralığı kaç olmalı?Sağlıklı bir insanda PLT değeri, 150 bin ila 400 bin’ aralığındadır. Özellikle 450 binin üzerine çıkması ile beraber tıp dilinde trombositoz olarak bilinir. Aynı zamanda 150 binin altına inmesi ile beraber yeni tıp dilinde trombositopeni önemi şeklinde ifade edilmektedir. Özellikle eğer bireyde 20 bin ya da 10 binin altında trombosit miktarı oluşursa, o zaman durup dururken vücudun farklı noktalarında kanamalar meydana böyle durumlarda kemik iliği yeterli oranda trombosit üretmediği için koruma mekanizması çöker. Bunun için yaşanabilecek olası belirtiler karşısında mutlaka doktor kontrolü altında PLT değerinin ölçülmesi gerekmektedir.
Kemoterapi Tedavisinde Nelere Dikkat Etmeliyiz? KEMOTERAPİ NEDİR ? İnsan vücudunda oluşan anormal hücrelerin büyüme ve çoğalmalarını durdurmayı veya yok etmeyi amaçlayan, doğal veya yapay maddelerden oluşan ilaçlarla yapılan tedavi biçimine kemoterapi denir. Anormal hücrelerin çoğalma yeteneği kontrolsüz olup normal hücrelerden daha fazladır. Anormal olan bu hücreler çoğalırken, çevrede bulunan normal hücrelere de zarar vererek onların işlevlerini engellerler. Kemoterapi ilaçları; bu anormal hücrelerin kontrolsüz çoğalmalarını çeşitli basamaklarda engelleyerek etki gösterir. Bu etki, normal hücrelerden hızlı çoğalan anormal hücrelerde daha belirgin olmaktadır. Böylelikle normal hücreler daha az zarar görürken anormal hücrelere belirgin hasar verilmektedir. KEMOTERAPİ HANGİ AMAÇLA UYGULANIR ? Hastanın normal hücrelerine daha az zarar verirken, vücuttaki normal olmayan hücrelerin ortadan kaldırılması veya çoğalmasının kontrol altına alınması amacı ile uygulanır. KEMOTERAPİ HANGİ YOLLARLA UYGULANIR ? Ağızdan Örn. tabletler. Kullanım şekli kolay ve tercih edilen bölge olmakla birlikte ilaçların az bir kısmı ağız yoluyla kullanılabilmektedir. Damar yoluyla Örn. ampul içindeki ilaçlar. Günümüzde en sık kullanılan kemoterapi uygulama biçimidir. Bölgesel yol İlacın, kemoterapi ile etkilemek istenen bölgeye giden damar yoluna doğrudan uygulanmasıdır. Seyrek kullanılmaktadır. Kas içi uygulama İlacın kas içine enjeksiyonu ile yapılmaktadır. Seyrek kullanılan bir yöntemdir. Ciltaltı uygulama İlacın insülin enjektörü gibi küçük uçlu iğnelerle ciltaltına uygulanmasıdır. En çok göbek çevresi ve kol-omuz bölgesine uygulanır. Omurilik içine uygulama Bel bölgesindeki omurlar arasından özel iğnelerle omurilik içine girilerek uygulanan yöntemdir. DAMAR YOLUYLA KEMOTERAPİ UYGULANMASI SIRASINDA NELER YAPILMALIDIR? Tedavi esnasında fazla hareket edilmemesi gerektiğinden rahat edilebilecek bir pozisyon alınmalıdır. Tedavi uzun sürecekse kolunuzun altına destek amacı ile küçük bir yastık alabilirsiniz. Tedavi başlamadan önce hemşirenin açıklamaları dikkatle dinlenmelidir. Damardan iğne ile yapılan uygulamalar esnasında ağrı, kızarıklık, yanma, batma hissi duyulduğunda doktora veya hemşireye hemen haber verilmelidir. İlaç damar dışına kaçıyor olabilir. İlaç uygulaması esnasında gelişecek herhangi bir sıkıntıda hemşireye veya doktora haber vererek bu durum onlara anlatılmalıdır. KEMOTERAPİDE OLUŞABİLECEK YAN ETKİLER NELERDİR ? Günümüzde tanı ve tedavi yöntemlerinde belirgin ilerlemeler kaydedilmesi nedeni ile kemoterapi yaygın olarak kullanılmaktadır. Tedavinin cinsi, süresi, veriliş yolu hastalığa göre değişebildiği gibi, ilaca karşı oluşan dirence, tedaviye alınan cevaba, hastadan hastaya veya hastanın durumuna göre değişmektedir. Kemoterapide kullanılan ilaçların yararı olmakla birlikte maalesef istenmeyen bazı yan etkileri vardır. İstenmeyen bu yan etkiler hastaya, ailesine ve tedavi ekibine çözülmesi gereken ek sorunlara neden olmaktadır. Istenmeyen yan etkiler bazen o kadar şiddetli olmaktadır ki tedavinin kesilmesine bile neden olabilmektedir. Bu yan etkilerin önlenmesi veya şiddetinin azaltılması tedavi uygulayan ekip, hasta ve ailesinin işbirliği ile yapılmalıdır. Bu nedenle tedavide kullanılan ilaçların olası yan etkileri, bu yan etkilerin ortadan kaldırılması veya azaltılması için yapılması gerekenler hakkında hekimden bilgi istenmelidir. Ayrıca acil durumlarda nereye başvurulacağı öğrenilmelidir. Kemoterapi ve Alerjik reaksiyonlar Kemoterapi ilaçlarının uygulanması esnasında veya sonrasında çeşitli alerjik reaksiyonlar olabilmektedir. Sıkıntı hissi, kaşıntı, deride kızarıklık ve kabarıklık, nefes darlığı, karın ağrısı gibi çeşitli yakınmalar olabilir. Uygulama sırasında kendinizi kötü hissettiğinizde veya herhangi bir anormal durumda, hemşirenize veya doktorunuza haber vermelisiniz. İğne giriş yeri ile ilişkili yakınmalar İğne giriş yerinde ağrı, yanma veya kızarıklık olabilir. Bu tür yakınmalar, uygulanan ilacın damar dışına kaçması ile ilişkili olabilir. Bu nedenle hemen hemşireye veya hekime haber verilmelidir. Uygulanan ilacın cinsine göre soğuk veya sıcak uygulama yapılmalıdır. Bulantı ve kusma Kemoterapi uygulamaları sonrasında sık görülen yan etkilerdendir. Bulantı hissi, sinir sisteminin bir kısmı tarafından kontrol edilmektedir. Bulantı hissi; korku, endişe, ağrı, duygu durumu, iltihap, kan akımının bozulması veya iritasyon gibi vücutta oluşan değişiklikler nedeniyle oluşabilmektedir. Kemoterapi uygulanan bütün hastalarda bulantı ve kusma olmamaktadır. Bulantı ve kusmanın çoğu kemoterapiye ve mide-barsak sistemi, karaciğer veya beyine uygulanan radyoterapiye bağlıdır. Bulantı ve kusmanın şiddeti; 50 yaşından genç olanlarda, kadın hastalarda ve daha önceki kemoterapiler esnasında şiddetli bulantı-kusma yakınması olan hastalarda daha fazladır. Bulantı ve kusmanın diğer nedenleri arasında; sıvı ve elektrolit dengesizlikleri, mide-barsak sistemi, karaciğer veya beyindeki tümörlerin büyümesi, kabızlık, bazı ilaçlar, enfeksiyon ve kan zehirlenmesi, böbrek hastalıkları ve endişe gibi faktörler sayılabilir. Kemoterapi ilaçları, beyinde yerleşmiş olan kusma merkezini uyarmaktadır. Bazen ilaç verilirken, bazen de verildikten bir süre sonra ortaya çıkabilir. Bunun önlenmesi için tedavi öncesi koruyucu amaçlı ilaç verilmektedir. Tedaviden sonra da bulantı olduğunda kullanılmak üzere hekim tarafından ilaç önerilmektedir. Önceden ilaç kullanılması ile sonradan oluşacak bulantı ve kusmayı önlemek pek mümkün değildir. Bu tür bulantı ve kusmaların tedavisinde hipnoz, gevşeme teknikleri, davranışsal değişim yöntemleri, video oyunları gibi eğlendirici yöntemler kısmen yararlı olabilmektedir. Bulantı ve kusma durumlarında nasıl beslenmelisiniz ? Tıp dünyasında elde edilen gelişmeler sayesinde kemoterapiye bağlı bulantı ve kusmaların tedavisinde kullanılabilen çeşitli ilaçlar vardır. Bu ilaçlar sayesinde bulantı ve kusma yakınmaları azaltılmakta veya önlenebilmektedir. Fakat, ilaç kullanılmasına rağmen inatçı bulantı ve kusmanız oluyorsa doktorunuzun önerilerine ek olarak şu önlemleri alabilirsiniz; Yeme ve içme olayını hızlı geçiştirmeyiniz. Tedaviden önce ve sonra 1-2 saat bir şey yemeyiniz. Kemoterapi sonrasında ilk gün sıvı ve yumuşak gıdalar tercih ediniz. Öğünlerinizi az ve sık yemeye çalışmalısınız Örn, üç ana öğünün arasına ara öğünler koyabilirsiniz. Bulantı olduğu zamanlarda su ve sıvı gıdaları yemeklerinizle beraber değil, yemeklerden en az bir saat önce veya bir saat sonra içmelisiniz. Yağlı, çok tatlı veya kızartılmış gıdalardan kaçınmalısınız. Yenecek gıdaların ılık/soğuk veya oda ısısında bekletilmiş olmasına dikkat ediniz. Kokusuz yiyecekleri tercih etmelisiniz. Mümkünse bulantı dönemlerinizde yemeği kendiniz hazırlamayınız. Bulantı sırasında kızılcık, elma gibi asitsiz meyve suları, kafein içermeyen sodalı içecekler faydalı olabilir. Sabah bulantıları varsa kahvaltı olarak ekmek, tost, bisküvi ve kraker gibi kuru gıdaları tercih ediniz. Sigara, parfüm ve yemek kokusundan uzak durup bulunduğunuz yeri sık sık havalandırınız. Yemekten sonra en az 2 saat yatmayınız. Bulantı ve kusmanın şiddetli olduğu dönemlerde kendinizi yemek için zorlamayınız; kusmadan en az 3-4 saat sonra sıvı gıdalarla yemeğe başlamalısınız. Taşıt tutması oluyorsa kemoterapiden hemen sonra yola çıkmayınız. İştahsızlık ve tad alma bozukluğu Bulantı ve kusma, tokluk hissi ve tat duyusunda değişiklik yeterli ve dengeli besin tüketimini engelleyerek iştahsızlığa neden olur. İştahsızlık durumunda ne yapmalısınız ? Tedavi sırasında iştahsızlık ve tat duyusunda bozulma yakınmalarının ortaya çıkabileceğini belirtmiştik. Kilo kaybı istenmeyen bir durumdur. Bu nedenle bazen sadece canınız istediği ve tat aldığınız için değil, mecbur olduğunuz için de yemelisiniz. Bol sıvı almalı ve bu sıvıların besleyici olmasına dikkat etmelisiniz süt, ayran, meyve suları, özel çorbalar gibi. Şiddetli iştahsızlık dönemlerinde çok sevdiğiniz yiyeceklerden uzak durunuz, çünkü bunlardan tiksinebilir ve bir daha yemek istemeyebilirsiniz. Yemeklerinizin soğuk veya ılık olması kokuyu azaltabilir ve daha rahat yemenizi sağlayabilir. Tedavi sırasında et ve et ürünleri çoğu kez tiksinti oluşturur. Bu durumda protein ihtiyacı süt ve süt ürünleri ile baklagiller gibi bitkisel proteinlerle karşılanabilir. Gün içinde ne zaman iştahınız iyi ise o zaman en büyük öğününüzü yemelisiniz. Bir seferde az yemek yiyebiliyorsanız yemek aralarında atıştırma şeklinde yemeğe çalışınız. Atıştırma için yüksek kalorili yiyecekler veya eczanelerde satılan hazır, dengeli besin içeren içeceklerden yararlanabilirsiniz. İlaç tedavisi alıyorsanız kürler arasında iştahınızın daha iyi olduğu zamanlarda eksiğinizi kapatabileceğinizi unutmayınız. İştah arttırıcı ilaçlar konusunda doktorunuzdan yardım isteyebilirsiniz. Tat alma bozukluğunda ne yapmalısınız? Nedeni kemoterapi ilaçlarının ağızın tat almada görevli yumuşak dokusunun hasarıdır. Kemoterapi esnasında ilacın tadını ağzınızda hissediyorsanız bu sürede kraker veya katı şeker yiyebilirsiniz. Genelde yemeğinizi sabahları daha iyi kaldırabileceğiniz için proteinli gıdaları bu öğünde almaya çalışmalısınız. Özellikle rahat yiyebileceğiniz proteinleri tavuk, balık, yumurta ve peynir tercih etmelisiniz. İshal Kemoterapinin sık olarak etkilediği organlardan birisi de barsaklardır. Ayrıca beslenmede olan değişiklikler de buna katkıda bulunabilir. İshalin nedeni kemoterapi ilaçlarının barsak hücrelerini öldürmesi veya mikroplara karşı direncin azalması nedeni ile gelişen enfeksiyonlardır. Eğer ishaliniz 24 saatten uzun sürer veya bol miktarda gelirse, şiddetli kramp tarzı karın ağrılarınız olursa hekiminizle göreşmelisiniz. Gereken durumlarda tıbbi tedavi ve tetkik yapılabilir. Doktorunuza sormadan başka tedaviler almayınız. İshal durumunda neler yapmalısınız ? Tedavi sırasında bir çok nedenle dışkılama sayısı artabilir. Bu nedenle önce doktorunuza danışmalısınız. Dışkının rengini ve biçimini kontrol edin, eğer bir değişiklik görüyorsanız doktorunuza haber vermelisiniz. Dışkılama sayısını da kaydedin veya aklınızda tutun. Genital bölgenizi ve ellerinizi iyice temizleyiniz. Rahatlamak için ılık oturma banyoları faydalı olabilir. Naylon çamaşır yerine pamuklu çamaşırlar giymelisiniz. Kilonuzu da takip etmeniz oldukça önemli. Kilo kayıplarınızı da doktorunuza bildirmenizde fayda vardır. Doktorunuzun önerilerine ek olarak ishal olduğunuz dönemde lifli gıdalar çiğ sebze ve meyvalar, kepekli ekmek, kuruyemiş gibi, yağlı yiyecekler, çikolata, acılı baharatlı yemekler, turşu, alkollü içeceklerden kaçınınız. Peynir, yumurta, haslanmış patates, pirinç lapası, makarna, muz, şeftali, ayran ve yoğurt gibi besleyici ve potasyumdan zengin gıdaları tercih ediniz. Günde en az 3 litre sıvı almanız gerekmektedir. İçecekleri yavaş içiniz ve oda ısısında olmasına özen gösteriniz. Sıcak veya soğuk içecekleri almayınız. Kolalı içeceklerden, kahve, koyu çay ve alkollü içeceklerden uzak durunuz. Dondurma başta olmak üzere süt ve süt içeren gıdalardan sakının. Bu tür gıdalar ishalinizi arttırabilir. Sık ve az yemeğe dikkat ediniz. Kabızlık Kemoterapötik ilaçlar, kabızlığa daha az neden olmaktadır. Ağrı tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da kabızlığa neden olmaktadır. Ayrıca beslenme bozukluğu, hareketsiz yaşam tarzı da kabızlığa neden olabilmektedir. Kabızlık durumunda neler yapmalısınız ? Bazı kemoterapi ilaçlarının yan etkisi, az yemek yeme ve hareketsizlik nedeni ile kabızlık sık karşılaşılmaktadır. Bol ve özellikle ılık sıvı gıda almaya çalışmalısınız. Özellikle sabahları bir bardak ılık su içmeniz faydalı olabilir. Posalı gıdaları çiğ ve pişmiş sebzeler, kabuklu ve çekirdekli meyveler, komposto, kuruyemiş, kepek ekmeği ve patlamış mısır gibi tercih etmelisiniz. Mümkün olduğunca hareketinizi arttırmalısınız. Kısa yürüyüşler faydalı olacaktır. Öğünlerinizi düzenli yemenizde bu konuda faydalı olacaktır. Dışkılama hissetiğinizde hemen tuvalete gitmelisiniz. Bu şekilde düzenli tuvalet alışkanlığı kazanmanız daha kolay olacaktır. Tüm bunlara rağmen kabızlığınız sürüyorsa doktorunuza başvurmalısınız. Ağız yaraları Ağız ve boğaz içini döşeyen hücreler de kemoterapi ilaçlarından etkilenebilmektedir. Buna bağlı olarak ağrılı, kanamaya neden olabilen, kişinin beslenmesini bozabilecek yaralar açılmaktadır. Bu yaralar sıklıkla ilk hafta sonuna doğru oluşmakta ve 2-3 hafta sürmektedir. Bu gibi durumlarda hekiminizle görüşünüz. Ek tedavi önerilebilir. Ağız yaraları ve yutma güçlüğü varsa ne yapmalısınız ? Dişlerinizle ilgili sorunlarınız varsa, kemoterapi başlamadan önce tedavi olunuz. Gerek ilaç, gerekse ışın tedavisine bağlı olarak ağız içi ve yemek borusu içindeki dokular zedelenebilir. Her gün ağızınızı kontrol etmelisiniz. Yemekle ortaya çıkan ağrı, yanma ve zor yutma yakınmaları ortaya çıkabilir. Ağrıyı azaltmak için doktorunuzla görüşüp önerilerini yerine getirmelisiniz. Ek olarak yumuşak, ılık ve asitsiz gıdarı sütlaç, muhallebi, bebek mamaları, az pişirilmiş yumurta, peynir, püre, haşlanmış patates, makarna, muz gibi tercih etmelisiniz. Bir su bardağına 1 çay kaşığı yemek sodası koyup karıştırarak yemeklerden sonra ve gece yatarken gargara yapabilirsiniz. Gerekirse gargara sayısını da arttırabilirsiniz. Bol sıvı alınız. Domates, portakal, limon, greyfurt gibi ekşi ve asitli meyve sularından, çiğ sebzelerden, kuru ve sert gıdalardan kraker, tost, ekmek kabuğu gibi, acılı, baharatlı ve çok tuzlu yiyeceklerden uzak durunuz. Biraz kuru gelen yiyecekleri ve yutmanız gereken ilaçları yağlayarak yutmayı deneyiniz. Diş fırçanız yumuşak olmalıdır. Sigara ve alkollü içeceklerden uzak durmalısınız. Yorgunluk ve halsizlik Yorgunluk ve halsizlik; herhangi bir şey yapmaya karşı duyulan isteksizliktir. Beslenme, uygulanan tedaviler cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hastalığın kendisi, uyuma bozuklukları, ağrı, üzüntü ve kan değerlerinin düşüklüğü gibi bir çok neden bağlı olarak çıkabilmektedir. Halsizliğinizin nedeni hakkında doktorunuzla görüşebilirsiniz. Yorgunluk ve halsizlik varsa ne yapmalısınız? Enerjinizi zorunlu ihtiyaçlarınız için saklayın. Tedaviye dinlenmiş olarak giriniz. Günlük aktivitelerinizi daha pratik veya kısa sürelerle yapmaya çalışınız. Mümkünse kısa yürüyüşler veya hafif egzersizler yapınız. Tüm işleriniz planlı olmalı ve arada dinlenme dönemleri mutlaka olmalıdır. Alkol veya kafein içeren içeceklerden uzak durunuz. Aile üyelerinden yardımcı olmalarını isteyebilirsiniz. Yeterli uyku ve istirahat, yavaş hareket ve iyi beslenme size oldukça yardımcı olacaktır. Saç dökülmesi Saç dökülmesi, özellikle kadın hastalarımızın hiç sevmediği bir yan etkidir. Kemoterapi ilaçlarının hepsi bu yan etkiyi yapmaz. Kemoterapinin saç hücrelerini etkilemesi ve saç büyümesini durdurması sonucunda ortaya çıkan geçici bir durumdur. Saç dökülmesi belirli bir süre devam edecek ve sonra duracaktır. Ama saçlarınız yeniden büyüyecektir. Bu nedenle üzüntüye kapılmayınız. Saç dökülmesinde ne yapmalısınız? Bu dönemlerde eşarp veya peruk kullanabilirsiniz. Kaşlarınız için kaş kalemi kullanabilirsiniz. Saçlarınızı sık sık bebek şampuanı ile şampuanlayınız. Perma ve saç boyama işleminden kaçının. Saçlarınız uzunsa harap olmaması ve karışmaması için kestirmelisiniz. Yumuşak kıl fırça kullanınız ve mümkün olduğunca az tarayıp az fırçalayınız. Başınızı güneş ışınlarından, sıcak ve soğuktan, kimyasal maddelerden, saç kurutucularlarından korumalısınız. Deri ve tırnak değişiklikleri Deri hücreleri, sürekli olarak bölünüp yenilenmeleri nedeni ile kemoterapinin yan etkilerinden nasibini almaktadır. Kemoterapi sonrası deride; kızarıklık, kalınlaşma, döküntü, kuruma, dökülme ve soyulma, sivilce, güneş ışınlarına duyarlılık, tırnaklarda ise; çizgilenme, kırılma veya renk değişikliği olabilmektedir. Bu sorunlar çoğunlukla hafif olmakta ve ek tedavi gerektirmemektedir. Deri ve tırnak değişiklikleri için ne yapmalısınız? Ilık veya serin bir duş ile rahatlayabilirsiniz. Güneşten korunmalısınız. Sivilce oluştuğunda yüzünüzü temizleyip kurulayınız. Cildiniz kuruduysa nemlendirici krem sürebilirsiniz. Kolonya, parfüm, traş losyonu gibi alkollü maddelerden kaçının. Kaşıntılı bölgeler için hekiminizden yardım isteyiniz. Kuru-kaşıntılı yerlere ıslak uygulamadan fayda görebilirsiniz. Bol ve pamuklu giyecekler giymeniz faydalı olacaktır. Derinizi hasara uğratacak kaşıma girişimlerinden de kaçınmanız gerekmektedir Tırnaklarınızı kısa kesin ve ellerinizi temiz tutun. Tırnaklarınızı korumak için su ile iş yaparken, ev-bahçe işleriyle uğraşırken eldiven giyiniz. Güneşe ışığına karşı duyarlılık varsa; güneş ışınlarının doğrudan geldiği saatleri arasında dışarı çıkmayınız. 15 veya daha yüksek faktörlü koruyucu güneş losyonları kullanınız. 15 faktörlü koruyucular UV’ nin %94’ ünü, 30 faktörlü koruyucular ise %97’ sini süzmektedir. Ayrıca koruyucu losyonlar genellikle güneş yanığına neden olan UVB ışınlarını süzerken, daha derine nüfus edip, cilt kanseri, cilt kırışıklıklarına neden olabilen UVA’ yı iyi süzememektedir. Bunun için tehlikeli olan UVA ışınlarını da süzen çinko oksit, titanyum dioksit ve avobenzon içeren koruyucu ürünlerin kullanılması önerilmektedir. Solaryum da zararlı olan UV ışınlarını içermesi nedeni ile cilt kanseri, ciltte kırışıklık gelişmesi gibi yan etkilere sahip olabilmektedir. İdrarın kırmızı renkte gelmesi Bu yakınma, idrar yollarında kanama veya ilacın idrarla atılmasına bağlı olabilir. Tedavide kullanılan bazı ilaçlar, idrar yollarında kanamaya neden olabilmektedir. Bu da ek bazı önlemlerin alınmasını gerektirebilir. Bu nedenle böyle bir yakınma olduğu taktirde hekiminiz ile görüşmeniz gereklidir. Işığa karşı duyarlılık Kemoterapi sonrası bir kaç gün ışığa karşı duyarlılık, gözlerde yanma, batma ve kaşıntı olabilir. Bu durumlarda güneş gözlüğü takılması, tozlu ve rüzgarlı ortamlara çıkılmaması, sigara dumanı gibi gözleri etkileyecek kimyasal maddelerin bulunduğu ortamlardan uzak durulması gereklidir. Yakınmalar şiddetli oluyorsa hekiminizle görüşmelisiniz. Böbreklere olan etki Bazı kemoterapi ilaçları, idrar torbasına ve idrar yollarına doğrudan hasar vererek kanamaya neden olabilir. Bazı ilaçlar da böbreğin işlevini bozabilirler. Yine kemoterapiye bağlı idrar renginde geçici değişiklikler, 1-2 gün süren koku değişikliği olabilir. Bol sıvı alımı bu yan etkilerin görülme sıklığı ve şiddeti en aza indirilebilir. Günde en az 3 lt sıvı alınmalıdır. İdrar torbasını tahriş eden kahve, çay, alkollü içecekler ve baharatlı yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Sigara içilmemeli, iki saatte bir idrar torbası boşaltılmalıdır. İdrar değişikliklerine dikkat edilmelidir. İdrar yaparken ağrı ve sızı olması, sık idrara çıkma, idrar yapamama, idrarı tutamama, idrarın kırmızı renkte gelmesi, ateş ve üşüme titreme olduğu durumlarda hekiminizle görüşmelisiniz. Seks organlarına etki Kemoterapi hastaların bir bölümünde seks organlarını etkilemektedir. Etkilenen organ erkekte testis, kadınlarda vajina ve yumurtalıktır. Etkilenme oranı; kullanılan tedaviye, hastanın genel durumuna ve yaşına bağlıdır. Erkeklerde; Kemoterapi sperm sayısını ve/veya spermin hareket yeteneğini azaltabilir. Bu değişiklikler kalıcı veya geçici olarak üreme yeteneğinin kaybına neden olabilir. Bu nedenle çocuk sahibi olmak istiyorsanız muhakkak hekiminizle görüşünüz. Seks işlevi genellikle kaybolmaz. Fakat sıkıntı, üzüntü, beslenme sorunları, kemoterapinin diğer yan etkileri gibi nedenlerden olumsuz etkilenebilir. Tedavi sırasında doğum kontrolü yapılmalıdır. Kemoterapi uygulaması sonrasında bir miktar kemoterapi ilacının sperme geçmesi nedeni ile ilacın son uygulama dozundan 48 saat sonrasına kadar prezervatif kullanılmalıdır. Kadınlarda; Kemoterapi ilaçlarından bazıları yumurtalıklardaki hücreleri etkileyerek hormon üretimini etkileyebilir. Hormon üretiminin etkilendiği hastalarda adet düzensizliği, adetin kalıcı veya geçici kesilmesine neden olabilir. Doğurganlık yeteneği kaybolabilir bunda ilacın tipi, dozu, kadının yaşı gibi faktörler önemlidir. Bu nedenle çocuk istiyorsanız hekiminizle görüşmelisiniz. Eğer menapoza girilirse sıcak basması yakınmasının azaltılmasında; kafein ve alkol alınmaması, egzersiz, gevşeme metodlarının uygulanması yararlı olabilir. Mutlaka doğum kontrolü yapılmalıdır. Uygun doğum kontrolü seçenekleri için hekiminiz ile görüşünüz. Kemoterapi ilaçları hormonlar üzerine etki ederek kadınlarda adet görme değişikliklerine, eşlerin her ikisinin de cinsel istek kaybına neden olabilmektedir. Tedavi sırasında gebelik önlenmelidir. Tedavi sonrasında ise ek bir tedavi alınmıyorsa yaklaşık 2 yıl süreyle gebeliği tavsiye etmiyoruz. Kan değerlerinin düşmesi Genellikle 2. hafta civarında ortaya çıkabilecek yan etkilerdir. Kanın içinde 3 ayrı önemli madde hücre vardır. Bunlar; lökosit, eritrosit ve trombositlerdir. Lökositlerin akyuvarlar azalması ve ateşli durumlar Lökosit yani akyuvarlar, vücudun bağışıklık sisteminde önemli rol oynamaktadırlar. Bu nedenle kemoterapi sonrasında görülebilecek lökosit sayısında azalma veya işlev bozukluğu gelişiminde enfeksiyonlara direnç azalır. Enfeksiyon gelişiminin en önemli göstergesi ateştir. Özellikle üşüme-titreme ile birlikte görülen ateş, öncelikle enfeksiyonu düşündürür. Ateş olması durumunda yapılması gereken tek şey hekiminiz ile temasa geçmektir. Hemen kan testleri yapılıp lökositlerin düşük olup olmadığı değerlendirilmelidir. Ateşli hastalıklara yakalanmamak için neler yapmalısınız ? Gün boyunca ellerin temizliğine dikkat edilmelidir. Özellikle yemeklerden önce eller iyice yıkanmalıdır. Büyük tuvaletinizi yaptıktan sonra makat bölgesini iyi temizleyiniz. Gıdaların temizliğinin, enfeksiyon açısından büyük önem taşıması nedeni ile yemek hazırlayan kişinin ellerini çok iyi yıkaması, kullanılan sebze ve meyvelerin yıkanmasına ve mümkünse kabuklarının soyulmasına özen gösterilmelidir. Nezle, ateş, öksürük gibi enfeksiyon bulguları olanlardan uzak durunuz. İçme sularınızı kaynatınız. Özellikle açıkta satılan gıdaları tüketmeyiniz, dışarıda yemek hizmeti sunulan yerlerde yemeyiniz. Yapılan kan tetkikinde lökositler akyuvarlar düşükse, çiğ sebze, meyve ve dışarıdan gelme pişmemiş gıda yemeyiniz, yemeklerinize karabiber ve diğer baharatları serpmeyiniz. Özellikle lökositlerin düşük olduğu dönmelerde öpüşme, tokalaşma gibi yakın temaslardan kaçınınız. Otobüs, kahvehane, tiyatro, alışveriş merkezi gibi kalabalık ortamlara girmeyiniz. Tırnaklarınızı keserken dipten kesmemeye, cildinize hasar vermemeye dikkat ediniz. Cildiniz kuruysa çatlamaması için nemlendirici kullanınız. Traş olurken cildinizi kesmemek için traş makinesi kullanınız. Hayvanlardan uzak durmalısınız. İstirahate dikkat ediniz. Odanızda çiçek, vazo suyu, kuş kafesi gibi enfeksiyona neden olabilecek mikropları barındırabilecek şeyleri bulundurmayınız. Nezle veya zatürre aşılarını yaptırmayınız, bu konuda muhakkak hekiminizle görüşünüz. Lökositleriniz çok düşükse mümkünse tek ve ayrı bir odada yatmalısınız. Enfeksiyon bulguları nelerdir? Ateşin 38° C veya üzerinde olması Üşüme ve titreme Terleme Barsak hareketlerinin durması Öksürük ve balgam çıkarma Burun akıntısı, burun tıkanıklığı İdrar yaparken yanma sızı olması, sık idrara çıkma Vajinal akıntı gelmesi Göz, burun çevresinde ağrı olması Damar yolu, kateter, vücuttan dışarıya açılan yerlerde ağrı, kızarıklık, akıntı, ısı artışı olması Başağrısı, boyun ağrısı ile beraber şuurda bozulma Bu gibi durumlarda hekiminizle acil olarak görüşmeniz gereklidir. Eritrositlerin alyuvarlar azalması Eritrositler alyuvarlar, kanda oksijenin taşımasını sağlayan hücrelerdir. Kemoterapi ile kemik iliğinde bu hücrelerin yapımında azalma olur. Bu durum, Kansızlık Anemi olarak adlandırılır. Vücudun oksijenlenmesinde azalmaya bağlı olarak halsizlik, çarpıntı ve çabuk yorulma gibi şikayetlere neden olabilir. Bu tür yakınmalarınız olduğu zaman hekiminizle durumunuzu görüşmeniz gereklidir. Bu durumlarda; İyice dinleniniz. Geceleri uyumaya, gündüzleri ise mümkünse kestirmeye çalışınız. Günlük aktivitelerinizi kısıtlayın. Zorunlu ihtiyaçlar dışında meşgul olmayınız. Gerektiğinde işlerinize yardım etmeleri için yakınlarınızdan destek isteyiniz. Diyetinize ve sıvı alımına dikkat ediniz. Ani hareketlerden kaçınınız. Özellikle yatak, tuvalet, koltuk gibi yerlerden kalkarken yavaş hareket ediniz. Hızlı ayağa kalkınca başdönmesi, göz kararması olabilir. Dikkat ediniz. Trombositlerin azalması Trombositler, kanamayı kontrol altına alan pıhtılaşma olayı için gerekli kan hücreleridir. Bazı kemoterapi ilaçları bu hücrelerde düşmeye neden olabilir. Bu da kanamaya eğilimi arttırmaktadır. Bu nedenle eğer kanama yakınmalarınız varsa idrar, dışkı, mide içeriği veya balgamda kan olması, deri ve ağız içinde nokta tarzında küçük kanama alanları veya büyük morartılar doktorunuza başvurmalısınız. Doktorunuzun önerilerine ek olarak; Traş olurken elektrikli traş makinesi kullanmalısınız. Traş bıçağı, makas, iğne gibi delici ve kesici aletlerden uzak durmalısınız. Diş fırçalamak için yumuşak bir diş fırçası kullanmalısınız. Alkol içeren içecekler almadan önce doktorunuza danışmalısınız. Bitkisel karışımlar, vitamin içeren preparatları almadan önce doktorunuzla görüşünüz. Bu ürünlerde, trombosit düzeylerini düşüren aspirin bulunabilir. Kuvvetli sümkürme ve öksürmelerden kaçınmalısınız. Darbeye maruz kalacağınız aktivitelere katılmayınız. Cinsel ilişkiden kaçınınız. Aspirin başta olmak üzere kanamaya meyil yaratan ilaçlardan kaçınmalısınız. Enjeksiyonları mutlaka doktor önerisi ile sağlık personeline yaptırmalısınız.
Hemogram Testi Tam Kan Sayımı CBC Nedir? Hemogram Testi Sonuçları Anlamları Tam Kan Sayımı Nedir? Tam kan sayımı CBC, genel sağlık durumunuzu değerlendirmek, kansızlık, enfeksiyon ve lösemi kan kanseri dahil çeşitli kan hastalıklarını tespit etmek için kullanılan bir kan testidir. Tam kan sayımı testinin diğer adı Hemogram ve CBC’dir. Complete Blood Count. Tam kan sayımı testi, kandaki kırmızı kan hücrelerini, beyaz kan hücrelerini, kandaki hemoglobin miktarını, kandaki hematokriti ve trombositlerin miktarını ölçer. Kanda bulunan bu maddelerin görevleri şunlardır; Kırmızı kan hücrelerinin görevi kemik iliğinde üretilir ve akciğerinizden vücudun tamamındaki dokulara kan yoluyla oksijen taşır. Beyaz kan hücreleri enfeksiyonla savaşır. Hemoglobin,kırmızı kan hücrelerindeki oksijen taşıyan proteindir. Hematokrit, kanınızdaki sıvı bileşene veya plazmaya kırmızı kan hücrelerinin oranıdır. Trombositler kanın pıhtılaşmasına yardımcı olur. Hemogram Tam Kan Sayımı Değerleri Hemogram Kan Tahlilindeki Kısaltmaların Anlamları Kan tahlili sonuçları ne anlama gelir? Hemogramda yani Tam kan sayımı testinde aşağıdaki kan değerleri tespit edilerek raporlanır WBC Bağışıklık sistemini güçlendirmekte önemli görevleri olan beyaz kan hücrelerinin akyuvar sayısını bildirir. Yetişkinlerde normal kabul edilen WBC değeri aralığı mikrolitre mcL başına 4500-11000 beyaz kan hücresidir. RBC Dokulara oksijen taşımakla görevli kırmızı kan hücrelerinin alyuvar sayısını bildirir. RBC değerinin normal olduğu aralıklar erişkin erkeklerde, 5-6 milyon, erişkin kadınlarda 4-5 milyon olarak kabul edilir. HGB Kandaki hemoglobin sayısını verir. Hemoglobin, alyuvarlarkırmızı kan hücreleri içerisinde bulunan oksijen taşınmasından sorumlu olan proteinlerdir. Erkekler için normal aralık, desiliter başına 14 ila 17 gram gm / dL kadardır; kadınlar için 12 ila 15 gm / dL. PLT Trombositler kanın pıhtılaşmasında görev alan, kandaki birleşenlerdir. PLT ise kandaki trombosit sayısı hakkında bilgi verir. PLT için normal aralık ila hücre / mcL HCT Kırmızı kan hücrelerinin toplam hacminin kandaki yüzdesinin oranı hakkında bilgi verir. Dolayısıyla HCT sayesinde hem kandaki alyuvar sayısı hem de alyuvar büyüklüğü hakkında fikir edinilebilir. Erkekler için normal aralık% 41 ile% 50 arasındadır. Kadınlar için aralık% 36 ile% 44 arasında MCV Bir tane kırmızı kan hücresinin ortalama büyüklüğü hakkında bilgi verir. MCV için normal aralık puanı 80 ila 95’dir. MCHC Her bir kırmızı kan hücresinde ortalama hemoglobin ağırlığını verir. Normal MCHC değeri yetişkinlerde %28-36 arasındadır, çocuklarda ise %32-34 arasındadır. MCH Her bir kırmızı kan hücresinde ortalama hemoglobin miktarını bildirir. Normal MCH değerleri 26-33 pikogram 1 gramın trilyonda biri arasındadır. RDW Aynı kişideki farklı kırmızı kan hücresi boyutlarının birbirlerinden ne kadar farklı olduğunu verir. Bu fark arttıkça RDW değeri yükselir. Normal RDW aralığı %11,5-%14,5 arasındadır. RDW-SD RDW değerini standart sapma şeklinde verir. RDW-CV RDW değerini varyasyon katsayısı şeklinde verir. MPV Bir trombositin yani kandaki PLT ortalama büyüklüğü hakkında bilgi verir. MPV’nin normal değerleri fL – fL aralığındadır. PDW Aynı kişideki farklı trombosit boyutlarının birbirlerinden ne kadar farklı olduğu hakkında bilgi verir. Bu fark arttıkça PDW değeri yükselir. PDW normal değerleri ila fl şeklinde olmalıdır. PCT Enfeksiyonda, iltihaplı hastalıklarda artış gösteren prokalsitonin proteininin miktarı hakkında bilgi verir. Sağlıklı bireylerin PCT değerleri arasındadır. Sistematik bir enfeksiyon söz konusuysa PCT değerleri ile 2 arasındadır. LYM Bir akyuvar beyaz kan hücresi türü olan lenfositin tüm beyaz kan hücreleri içerisindeki yüzdesi hakkında bilgi verir. Bir mikrolitre kanda 1000 ila 4800 lenfosit olmalıdır. Bu da kan hücrelerinin %15 – %40’ını oluşturmaktadır. BAS Bir akyuvar beyaz kan hücresi türü olan bazofilin tüm beyaz kan hücreleri içerisindeki yüzdesi hakkında bilgi verir. Bazofiller tüm akyuvarların 0,4% – 1% ini oluştururlar. Tam sayıları bir mikrolitrede 200 hücreden azdır. 200 hücre/mcL Bir mikrolitrede 2000 üzerinde bazofil bulunması ciddi bir sorunun göstergesi olabilir. NEU Bir akyuvar beyaz kan hücresi türü olan nötrofilin tüm beyaz kan hücreleri içerisindeki yüzdesi hakkında bilgi verir. Normal nötrofil sayısı 1500 civarındadır. MON Bir akyuvar beyaz kan hücresi türü olan monositin tüm beyaz kan hücreleri içerisindeki yüzdesi hakkında bilgi verir. Monositlerin normal değer aralığı %4 ile %10’u arasındadır. EOS Bir akyuvar beyaz kan hücresi türü olan eozinofilin tüm beyaz kan hücreleri içerisindeki yüzdesi hakkında bilgi verir. Eozinofil sayısının normal değeri bir mikrolitrede 500 hücreden azdır. < 500 hücre/mcL Hemogram Tam Kan Sayımı Testi Nasıl Yapılır? Hemogram testi damardan kan alınarak yapılır. Oldukça basit ve yalnızca birkaç dakika süren bir testtir. Hemşire ya da laboratuar teknisyeni, kolunuzdaki damara iğne takıp sizden birkaç mililitre bir ila iki tatlı kaşığı miktarınca kan örneği alacaktır. Aldığı kan örneğini incelenmek üzere laboratuara gönderecektir. Alınan kan laboratuvarda incelenip yukarıda bildirdiğimiz kan değerleri hakkında bilgi edinilir. Hemogram testini aç karına yaptırmak şart değildir. Tok karnınıza da bu testi yaptırabilirsiniz. Tam Kan Sayımı Testi Hemogram Neden Yapılır? Kansızlık ve lösemi kan kanseri gibi hastalıkları tespit etmek Halsizlik, yüksek ateş, ciltte morarma gibi belirtilerin nedenini tespit etmek için Mevcut kan hastalığınızın son olarak ne durumda olduğunu değerlendirmek Kemoterapi gibi ilaçlar veya tedavilerin kanınızı nasıl etkilediğini görmek
PLT yani trombositler kemik iliğinde üretilen bir çeşit kan hücresidir. Kandaki pıhtılaşma olayını gerçekleştirme görevini yerine getirirler. Aynı zamanda trombositler sahip olduğumuz en küçük kan hücreleridir, mikroskopta küçük pulcuklar şeklinde görülür. Kandaki PLT sayısı herhangi bir etken dolayısı ile düşüklük veya yükseklik gösterebilir. PLT Nedir? PLT yani trombositler damarların aldığı hasar sonucu kanda pıhtılaşmayı başlatarak kanamayı engelleyen, tıpkı akyuvar ve alyuvarlar gibi kemik iliğinde üretilen küçük kan hücreleridir. Bu kan hücreleri renksiz hücrelerdir. Trombositler kanamayı pıhtılaştırma yaparak durdurması özelliğinden dolayı vücudun, dokuların ve organların bütünlüğü ve sağlığı açısından önem taşıyan hücrelerdir. Bu trombosit hücreleri kemik iliğinde mevcut olan megakaryosit hücreleri tarafından üretilir. Kandaki PLT oranı bazı etkenlerden dolayı düşebilir ya da yükselebilir. PLT Düşüklüğü Ne Demek? Hemogram testi sonucunda kandaki trombosit değeri hücre/ml' den daha düşük çıkması durumuna PLT düşüklüğü denir. PLT düşüklüğünün altında yatan sağlık problemleri söz konusu olabilir. Kanda yeterli miktarda PLT hücrelerinin olmaması durumuna trombositopeni ismi verilir. Trombosit üretiminin azalması, kanın normalden daha seyrek olması trombosit hücrelerinin zayıflaması gibi durumlarda trombositopemi durumu meydana gelebilir. Bunun sebebi bazı hastalıklar olabileceği gibi kullanılan bir takım ilaçlar, görülen bazı tedaviler ve beslenme şekli olabilir. PLT Düşüklüğü Hangi Hastalıklarda Görülür? PLT hücreleri doğrudan kemik iliği ve kanı ilgilendiren hücreler olduğu için trombosit düşüklüğü birçok hastalık veya başka durumlar karşısında görülebilir. Bu hastalıklar ve etkenlerin bazılarını şöyle sıralayabiliriz; Aplastik Anemi Hematolojik kanserler B12 ve folik asit düşüklüğü Uzun süreli ve aşırı alkol tüketimi Kan zehirlenmesi Kan nakli Kronik hastalıklar Kemik iliği hastalıkları Kemoterapi ve radyoterapi Viral enfeksiyonlar Gebelik Otoimmün ve romatolojik hastalıklar PLT Yüksekliği Neden Olur? Hemogram sonucunda kandaki PLT sayısının hücre/ml' den daha fazla olması durumu PLT yüksekliğidir. Trombosit yüksekliği kanda pıhtılaşma oranının artması demektir. Hormonal sıkıntılar ve kan hücrelerini üreten mekanizmalarda oluşan sorunlar fazla trombosit üretimine neden olabilir. Yine PLT düşüklüğünde olduğu gibi bazı hastalıklar veya kullanılan ilaçlar gibi etkenler söz konusu olduğu zaman trombosit yüksekliği olabilir. Bu hastalıkları ve diğer etkenleri şöyle sıralayabiliriz; Demir eksikliği Dalağın güçsüz kalması veya işlevini yitirmesi Kemik iliği tümörleri Romatizma hastalıkları Kullanılan bazı ilaçlar Hemoliz alyuvarların yıkımı İnflamatuar bağırsak hastalıkları
PCT testi sıklıkla bakteriyel enfeksiyon şüphesi varsa kullanılır. Sepsis vakası denilen bu vakalar hayati risk de taşır. Bu sebeple önemli ve hassas bir konu olarak karşımıza çıkar. Bir çeşit kan sayım testi olan bu testin sonuçlarının ne olması gerektiği, vücuda nasıl etki ettiği gibi soruların cevaplarını yazının detayında bulabilirsiniz. PCT ve PLT Nedir? Prokalsitonin protein alt yapılı, vücutta bulunan bir maddedir. Bu değer yükseldiğinde halk arasında kan zehirlenmesi de denilen vücuttaki enfeksiyonun kana karışması durumu, yani sepsis oluşur. Viral olan enfeksiyon durumunda PCT değerinde değişim olmazken bakteri enfeksiyonlarında bu değerde yükseliş olabilir. Kısacası vücuttaki enfeksiyonlar vücut bölgelerinde hasar oluşturduktan sonra tiroit bezi başta olmak üzere karaciğer ve akciğerde hızlıca artan protein yapılı maddedir. PCT değeriyle birlikte PLT değeri nedir de merak ettiğiniz noktalardan biri olabilir. PLT pıhtı ve hücre kelimelerinden oluşur. Yani kan pulcuklarının damarın zarar görmesi halinde reaksiyon göstermesi ve orada topaklanma yapma halidir. Böylece kanamanın önüne geçilir. Ancak kan pulcukları şeffaf ve disk halindeki hücre parçacıklarıdır ve iltihaplara, kanamalara verilen tepkilerde rol alırlar. PLT yani trombositler kemik iliği tarafından üretilir. İnsan Vücudunda PCT ve PLT Değerleri Ne Olmalıdır? PLT değeri kaç olmalı merak ediyor olabilirsiniz. Trombosit yani PLT sayısı normalde ila arasındadır. Bir trombosit sayısı ila altına düşerse kendiliğinden kanama riski oluşur. Bu durumda kişide hiçbir yara olmadan kanama meydana gelebilir. Orta şiddetli veya hafif şiddetli olabilir. Yüksek şiddetli görüldüğü durumlarda tedavi edilmezse birey için olumsuz sonuç doğurabilir. PLT değerinin altında olması durumu, yani PLT düşüklüğü herkeste görülebilecek bir durum olmasına karşın bazı ilaçlar veya lösemi nedeniyle de meydana gelebilir. PLT düşüklüğü nedenleri arasında; B12 eksikliği, Siroz, Kemoterapi, Radyoterapi, Aşırı alkol kullanımı, Kemik iliğinde yetersiz trombosit üretimi, Şiddetli anemi bulunur. Bununla birlikte PLT yüksekliği durumu da yaşanabilir. Kanda bulunan trombosit değeri üzerindeyse vücudun gereğinden daha fazla trombosit üretildiği anlamına gelir. Vücut içinde pıhtılaşmaya yol açabilir. Tedavi edilmemesi ciddi olumsuz sonuçlar doğurabilir. Nedenleri arasında; Demir düşüklüğü, Bazı ilaçların kullanımı, Bazı kanser türlerinin varlığı, Bazı cerrahi operasyonlar, Hemolitik anemi, Kan kayıpları, İltihaplı bağırsak hastalıkları, Cerrahi olarak dalağın alınması gibi durumlar bulunur. PCT değeri kaç olmalı sorusunun cevabını ise şu şekilde verebiliriz Normal değerlerde PCT kan içerisinde 0,05 ng/ml den daha düşük seviyededir. Sepsis hastalarda bu değer 1000’in üzerine çıkabilir. PCT değerinin yüksek olması durumu hastalığın da ciddi olduğunun göstergesidir. Bu nedenle buna yönelik testler yapılır ve takip edilir. Sağlıklı bireylerde yok denecek kadar az olan bu değer kan içinde düşük olduğunda da bazı enfeksiyon hastalıklarının habercisidir. PCT düşüklüğü nedenleri arasında ise cerrahi operasyonlar, organ nakli yapılması, virüsten dolayı meydana gelen enfeksiyonlar sayılabilir. PCT’nin yükseliyor olması ise vücutta ciddi bir enfeksiyon olduğunun göstergesidir. Farklı nedenlerden dolayı yükseliş başlamış olabilir. Bunların içinde çoklu organ yetmezliği, tiroit kanseri, idrar yollarında enfeksiyon, uzun süreli kullanılan ilaçların yan etkileri, bazı cerrahi işlemler, travma durumları sayılabilir. PCT ve PLT Tedavisi PCT testi nedir sorusu cevaplandıktan sonra önemli olan bir konu da tedavinin nasıl yapılacağıdır. PCT test sonuçlarına göre yükseklik durumu ciddi olumsuzluklar yaratabilir. Bu sebeple ağrı kesiciler ve antibiyotik kullanımının yanı sıra damar yoluyla sıvı desteği uygulaması da gerekebilir. Eğer nefes darlığı ve solunum yetmezliği durumları oluşursa hasta solunum cihazına bağlanır. Böbrek fonksiyonları da kanda fazla tuz ve zararlı atıkların birikmesiyle bozulabilir. Bu durumda da hasta belirli aralıklarla doktor kontrolünde diyalize alınır. Eğer hastalık bir apseden meydana geliyorsa da cerrahi müdahale gerekir. PLT testi yapıldıktan sonra değerin yüksek veya düşük olmasına göre ayrı tedavi yöntemleri uygulanır. Trombosit PLT yüksekliği durumunda mutlaka hastalara müdahale edilmelidir. Hastanın durumunun uygun olmasına göre kan sulandırıcı ilaçlar kullanılır ve trombosit sayısı kontrol altına alınmaya çalışılır. Ayrıca hamilelik döneminde de gündeme gelebiliyor. Bu durum da doktor kontrolünde takip edilir ve bazı durumlarda ilaç verilebilir. Aksi halde trombosit PLT düşüklüğü durumunda çeşitli tetkikler yapılarak bu durumun nedeni araştırılır. Ancak bu değeri yükseltecek bir ilaç da yoktur. Tedavide kullanılan ilaçlar steroit içerir. Böylece trombositlerin yok olması önlenmeye çalışılır. Kimi zaman da kan nakli yapılması gerekebilir. PLT değerinin beslenme düzeninden etkilenebileceğini de unutmayın. Bazı yiyecekler PLT düşüklüğü ya da yüksekliği sonucunu doğurabilir. Bu sebeple özellikle pişmemiş sarımsak, üzüm çekirdeği, erik, nar, salatalık, mantar, turp tarçın gıdaları PLT’yi düşürmeye yardımcıdır. PLT değeriniz yüksekse doktor kontrolünde bu gıdaları tüketebilirsiniz. Vücudunuzdaki Değişiklikleri Gözlemleyin Özellikle trombosit düşüklüğü vücutta kendini gösterebilir. Ciltte morarmalar meydana gelebilir. Kendinizi sürekli halsiz ve yorgun hissedebilirsiniz. Yaralanma durumunda ya da regl dönemlerinde aşırı kanama meydana gelebilir. İdrarda kan görülebilir. Sıklıkla baş ağrısı gözlenebilir. Bu durumları yaşıyorsanız nedeni PLT düşüklüğü olabilir ve mutlaka doktora danışmanız gerekir. PLT düşüklüğü durumunda kabak, havuç, patates, ıspanak, lahana, yeşil mercimek, süt ve yumurta, bal kabağı ve C vitamini yönünden zengin meyveler yenmesi tavsiye edilir. PCT kan değeri nedir öğrenenler, bu değerin önemli bir sağlık sorunu yaratabileceğini de bilir. Yaşamı ciddi derecede tehdit eder. Bu sebeple öncelikle oluşma ihtimali en aza indirilmelidir. Hiçbir enfeksiyon hafife alınmamalıdır. Mutlaka zamanında muayeneye gidilmeli ve doktorun tedavisi uygulanmalıdır.
kemoterapi kan değerleri kaç olmalı