1902-1992 yılları arasında yaşamış olan Barbara McClintock 1983 yılı Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü sahibi olan Amerikalı bir bilim insanı. Dünyanın en önemli sitogenetikçilerinden biri olarak kabul edilen McClintock, 1927 yılında botanik dalında Cornell Üniversitesi'nden doktorasını almış ve burada mısır sitogenetiği dalında öncü çalışmalarda bulunmuştur. Sonuçta içinde canlıların bulunduğu her alan öyle ya da böyle biyoloji bilimiyle ilgilidir diyebiliriz. Biyoloji ile ilgili meslekler şöyle sıralanabilir: Biyoloji öğretmenliği. Biyologluk. Genetik mühendisliği. Ziraat mühendisliği. Moleküler biyoloji ve genetik. Biyomühendislik. Bunun dışında da biyolojinin çok ilgili Katip Çelebi dünya bilim edebiyatında da önemli katkıları olmuş olan bir Türk bilim insanıdır. Katip Çelebi 1609 doğumludur. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Babasının adı Abdullah Mantık ve Metafizik alanında verdiği eserlerin çoğu müteakip sansür döneminde kaybolmuştur.Ayrıca Büyük ve Küçük Dolaşımı’nı keşfeden ilk bilim adamıdır. Prof.Dr.Gökhan Hotamışlıgil, (doğum 24 Haziran 1962), Türk doktor ve bilimadamıdır. 1986 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu, 2003 TürkBilim Adamları Kimlerdir ve Buluşları Nelerdir. Türk Bilim Adamları ve Buluşları Nelerdir. Ahmed Bin Musa : ( 10 yüzyıl ) Sistem mühendisliğinin Öncüsü Astronom ve Mekanikçi. Akşemseddin : ( 1389 – 1459 ) Pasteur önce Mikrobu bulan ilk bilim adamı İstanbulun fethinin manevi babasıdır Fatih sultan Mehmet’ in yNcF. Bilimsel alanda daha da ilerlemek ve yeni ufukların açılmasını sağlamak için önceki buluşların, bilgilerin ve bilim insanlarının yaptığı çalışmaların incelenmesi yeni çalışmalara ışık çağlardan günümüze gelinceye kadar biyoloji biliminin tarihsel gelişimine bakıldığında yapılan araştırmalar; insanların öncelikle avlanmaya başladığını, çevresindeki bitkileri topladığını, daha sonraları MÖ sonra ise tarımsal yöntemlere geçiş yaptığını ve hayvanları evcilleştirdiğini göstermiştir. Bu dönemlerdeki tarım faaliyetleri, hayvanların evcilleştirilmesi ve hastalıklara çare aranması biyolojinin ilk uygulamalarından ilk dönemindeki biyoloji ile ilgili çalışmalar daha çok sağlık ve tıp alanını kapsamıştır. Hint uygarlığında MÖ 4. yüzyılda şekillenmeye başlayan tıp okulları vardır. Bu okullarda hastalıkların teşhis ve tedavisinde kullanılan ilaç çeşitleri hastalıkları çevre etkisiyle ve ruhsal etkilerle meydana gelen hastalıklar olmak üzere iki grupta ele almışlardır. Bu hastalıkların tedavisinde ilaç, akupunktur, masaj gibi yöntemleri kullanmışlardır Görsel ve Mısır’da reçete koleksiyonlarından oluşan papirüsler bitkiden yapılmış yazı kağıtları bulunmuştur. Bu papirüslerde hastalıklar ve tedavileri ile ilgili yöntemler bulunmaktadır Görsel Mısırlılar ayrıca mumyalama tekniğini geliştirmişlerdir Görsel Yunan medeniyetinde bilimsel ve düşünsel faaliyetler genellikle doğa felsefesi üzerine yoğunlaşmıştır. Yunanlılar hayvanların dış görünüşünü ve iç organlarının şeklini incelemişlerdir. Yunan bilimi MÖ 4. yüzyıldan itibaren daha sistematik ve daha bilimsel temellere oturmaya Asya Türk kavimlerinde MÖ 3000’lerde tarım toplumu olarak hububatların yetiştirildiği ve hayvancılık yapıldığı yıllarda İslam bilgini İbn-i Cessar, bulaşıcı ve ölümcül bir hastalık olan cüzzamın tedavisini bulmuştur. Önce İslam devletlerinde daha sonra Avrupa’da cüzzam tedavisi ve Osmanlı döneminde kurulan şifahanelerde hastalıklar tedavi edilmiştir. Örneğin şifahanelerde akıl ve ruh hastalıklarının tedavisinde su sesi ve müzikten de faydalanılmıştır. Çeşitli ameliyatlar gerçekleştirilmiştir. Edirne Şifahanesi zamanının güzel örneklerinden biri olarak günümüze kadar padişahlarından Fatih Sultan Mehmet Han’ın hocası olan Akşemseddin, hastalıkların sebebi ile ilgili şunları söylemiştir“Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülemeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur.” Bu sözüyle ilk olarak 1676 yılında mikroskopta görüntülenmiş olan mikroorganizmaların yaklaşık 230 yıl önce varlığından süreç içinde bilim insanlarının hayatları ve keşifleri incelenirse çok yönlü oldukları görülür. Bu dönemlerde bilimsel bilgi birikimi az olduğu için, eski bilim insanları bilimsel alanların çoğuyla tarihsel gelişim sürecine önemli katkıları olan bazı bilim insanları ve çalışma alanlarıAristoteles MÖ 384-322 Antik Yunan Dönemi’nde felsefe, fizik, mantık, siyaset, gök bilimi ve biyoloji alanlarında çalışma yapan doğa bilimcisidir. Biyoloji eserlerinde resim çizerek eserin zenginleştirilmesi ilk defa Aristo’da görülmüştür. Aristo’nun Hayvanların Tarihi Hakkında isimli eserinde yavrularını emziren memelilere, boşaltım sistemiyle ilgili şekillere rastlanmaktadır. Hayvanları keserek incelemiş ve hayvanların vücudunda gördüğü kanal ve damarları bu eserine şekillerle resmetmiştir. Aristo, şemalar çizerek canlılar üzerinde sınıflandırma yapan ilk bilim insanıdır. Günümüzde de bilim insanları Aristo’nun yaptığı gibi anlatılanları daha iyi ifade edebilmek için eserlerinde şema ve şekilleri kullanırlar. Aristo’nun biyoloji eserlerinin özünü gözlemler ve teoriler oluşturur. Aristo’nun araştırma yaptığı dönemde modern aletlerin henüz hiçbiri daha icat edilmemişti. Bundan dolayı Aristo, deneyci olmaktan çok tartışmacıdır. Aristo’nun Latinceye çevrilmiş bazı eserleri şunlardır Ruh Üzerine, Hayvanların Tarihi Hakkında, Hayvanların Üremeleri Hakkında, Hayvanların Kısımları Heysem 965-1040 Modern optik biliminin kurucusudur. Gözün çeşitli kısımlarını, bunlar arasındaki ilişkiyi ve görme olayının nasıl gerçekleştiğini açıklamıştır. Matematik ve geometriyi kullanarak deney sonuçlarını açıklamaya çalıştığı ve ışığın doğasını anlamak için modern bilimsel yöntemleri uyguladığı için ilk modern bilim insanı olarak tanınmıştır. İbn-i Heysem kontrollü deneyler tasarlamış, gözlemler yapmış, kuramlar geliştirmiştir. Çalışmalarının ve kuramlarının bir kısmı yedi ciltlik Kitâb el-Menâzır’da Görüntüler Kitabı toplanmıştır. Sonraki yüzyıllarda Irak’tan Endülüs’e kadar İslam uygarlığı coğrafyasında ve Avrupa’da yapılan optikle ilgili birçok çalışmada İbn-i Heysem’in etkilerini görmek mümkündür. Kitâb el-Menâzır, De Aspectibus De Aspektibus ismiyle Latinceye de Sina 980-1037 İbn-i Sina hekimliği bilimsel temellere oturtmuştur. Başta tıp olmak üzere psikoloji, jeoloji, astronomi, fizik, matematik, felsefe gibi bilim dallarına da önemli katkıları olmuştur. Özellikle El Kanun fi’t-Tıp Tıbbın Kanunu adlı eserinde birçok hastalığın teşhis ve tedavisinden bahsetmiştir. Bağırsak sistemi hastalıklarının su ve toprak yoluyla yayıldığını söylemiştir. Bağırsak solucanı, menenjit, göğüsteki iltihaplanma ve karaciğer apnesi üzerine detaylı incelemeler yapıp sarılık hastalığının tedavi şekillerini bulmuştur. Hastalığın teşhisinde nabzın ve elle muayenenin önemini vurgulamıştır. Çiçek, kızamık, şarbon hastalıklarından ve şeker hastalarının idrarında şeker olduğundan ilk olarak İbni Sina bahsetmiştir. İbn-i Sina zamanında ruh hastaları toplumun dışına itiliyor ve normal hasta muamelesi görmüyordu. İbn-i Sina, bu hastalarla ilgilenmiş tedavilerinde psikolojik yöntemlerin yanı sıra müziği de kullanmıştır. Günümüzde de müzik bu tür hastalıkların tedavisinde kullanılan bir araçtır. İbn-i Sina Tıbbın Kanunu adlı kitabında “Biz en iyi tedavinin hastanın zihnî ve ruhi kuvvetlerini takviye eden, cesaretini artıran, muhitini güzel ve hoşa giden tarzda tertipleyen, müzik dinleten, onu sevdiği kimselerle bir araya getiren tedavi şekli olduğunu düşünmeye mecburuz.” demiştir. İlaçla tedavinin ruhi tedaviyle desteklenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. El Kanun fi’t-Tıp adlı eseri Latinceye çevrilerek Batı’da tıp eğitiminde ders kitabı olarak Mendel [Gregır Mendıl 1822-1884] Avusturyalı bilim insanı Mendel kalıtım biliminin kurucusudur. Mendel; kolay yetiştirilmesi, kısa zamanda ürün vermesi, kalıtsal özelliklerinin fazla olması ve dış döllenmeye kapalı olması gibi özelliklerini gözlemlediği için çalışmalarında bezelyeleri kullanmıştır. Bezelye bitkilerini kendi aralarında tozlaştırarak kalıtsal özelliklerin sonraki nesillerde ortaya çıkma ihtimalini, matematiksel hesaplarla ortaya koymuştur. Bu çalışmaları ölümünden uzun zaman sonra değerlendirilerek Mendel kanunu olarak kabul edilip Crick [Fransis Krik 1916-2004] İngiltere’de doğmuştur. Fizik, moleküler biyoloji ve nöroloji uzmanıdır. 1953’te James Watson ve Maurice Wilkins Moris Vılkins ile beraber DNA molekülünün yapısını keşfederek 1962 yılında Fizyoloji/Tıp Nobel ödülünü almıştır. Günümüzde DNA molekülünün yapısı, Watson-Crick modeli olarak bilinmektedir. Bu model genetik biliminde birçok sorunun çözülmesine imkan sağlamıştır. DNA modelinin ortaya konulmasından sonra Crick, DNA’nın yapı taşlarını tek tek değerlendirmiştir. DNA’daki şifrelerin protein moleküllerine nasıl dönüştüğünü araştırarak protein sentez mekanizmasının anlaşılmasını Franklin [Rozılınd Frenklin 1920-1953] İngiliz biyofizikçidir. X ışınları üzerinde çalışmalar yapmıştır. Fizikokimya öğrenimini 1941’de tamamlayarak grafit ve kömürün mikro yapılarına ilişkin çalışmalar gerçekleştirmiştir. 1945’te Cambridge Üniversitesinden fizikokimya dalında doktora derecesi almıştır. 1951 yılının ocak ayında Tıbbi Araştırma Konseyinin Medical Research Council, MRC biyofizik biriminde çalışmaya başlamıştır. Franklin’in buradaki asıl görevi, çözeltideki protein ve lipitlerin X ışını kırınımını araştırmak olmuştur. Franklin, burada X ışınları kırınım yöntemini kullanarak DNA’nın yoğunluğunu, sarmal biçimini ve başka önemli özelliklerini ortaya çıkarmıştır. 1951’den 1953’e kadar süren çalışmalarıyla James Watson ve Francis Crick’e, DNA’nın yapısı ile ilgili araştırmalarında önemli katkılar Dewey Watson [Ceyms Dıvey Vatsın 1928-?] Amerikalı bilim insanı Watson, Chicago Üniversitesinde zooloji öğrenimi gördükten sonra 1950 yılında Indiana Üniversitesinde doktora eğitimini tamamlamıştır. 1950 ve 1953 yılları arasında önce Kopenhag sonra da Cambridge Kembiriç Üniversitesinde DNA’nın yapısıyla ilgili çalışmalarda bulunmuştur. Francis Crick ile yaptığı ortak çalışma sonucu, DNA’nın ikili sarmal yapısını bularak Nobel Ödülü almıştır. James Watson, günümüzde moleküler biyolojinin temel prensiplerinden biri olan santral dogma prensibini ortaya atmıştır. Santral dogma; DNA’dan başlayan protein sentezinin tek yönlü olarak ilerleyen bir mekanizma olduğunu savunur. Yani çekirdekte bulunan DNA molekülünden, önce mRNA daha sonra ise protein Sancar 8 Eylül 1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde dünyaya gelen Sancar; İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1969 yılında birincilikle mezun olmuştur. Ardından Mardin’in Savur ilçesinde bir sağlık ocağında 2 yıl hekimlik yapmıştır. Yüksek lisans ve doktorasını Amerika’da tamamlamıştır. Sancar, hücrelerin hasar gören DNA’ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini nasıl koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde 2015 Nobel Kimya Ödülü’nü almıştır. Aziz Sancar’ın bugüne kadar 415 bilimsel makalesi ve 33 kitabı yayımlanmıştır. Günümüzde de DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir. Aziz Sancar, gençlere tavsiyelerde bulunarak başarısının sırrını özetlemiş “Çalışın, çalışmadan olmaz. Öğrenciyken günde 18 saat çalışırdım. Çalışmaktan başka çare yoktur. Bu, vatan borcudur.” demiştir. Eğer hala biyoloji öğrenmenin size eğlence, kariyer ve ilginç konular gibi çok boyutlu getirileri olup olmayacağı konusunda tereddütleriniz varsa biyoloji öğrenmek için on haklı neden listesini kontrol etmenizi tavsiye ederiz. En iyi Biyoloji öğretmenleri müsait5 15 yorum İlk ders ücretsiz!5 14 yorum İlk ders ücretsiz!5 13 yorum İlk ders ücretsiz!5 11 yorum İlk ders ücretsiz!5 9 yorum İlk ders ücretsiz!5 5 yorum İlk ders ücretsiz!5 8 yorum İlk ders ücretsiz!5 2 yorum İlk ders ücretsiz!5 15 yorum İlk ders ücretsiz!5 14 yorum İlk ders ücretsiz!5 13 yorum İlk ders ücretsiz!5 11 yorum İlk ders ücretsiz!5 9 yorum İlk ders ücretsiz!5 5 yorum İlk ders ücretsiz!5 8 yorum İlk ders ücretsiz!5 2 yorum İlk ders ücretsiz!Başlayın1. Uygulamalı öğrenimden en etkili şekilde yararlanabilirsiniz Biyoloji, uygulamalı derslere katılmaktan hoşlananlar için harika bir seçimdir, çünkü bazı harika uygulamalı öğrenimlerden faydalanabilirler. Örneğin ortaokul ve lisede etobur çiçeklerin mucizevi çalışma mekanizmaları, kramotografi çalışarak yeşil yaprakların yapısını keşfederek sonbaharda neden renk değiştirdikleri veya soğan zarını mikroskop altında gözlemleyerek hücre bilgileri hakkında deneyler yapabilirsiniz. Üstelik bunlarla bitmiyor çünkü sayısız eğitim gezisine de katılma olanağı elde edebilirsiniz. Deney ne olursa olsun, sınıfın rutin sınırlarından uzaklaşmak sizi öğrenim için heyecanlandıracak! Gerçek hayat bağlamına yerleştirilen biyoloji özel dersleri motivasyon verici ve eğlenceli olabilir, aynı zamanda çeşitli konular hakkındaki bilginizi ve anlayışınızı genişletmeye yardımcı olabilir. Biyolojide deney gibi uygulamalı öğrenimden faydalanabilirsiniz. Visual Hunt Uygulamalı aktiviteler yapmanın en büyük yararı, dersleri unutulmaz kılmaya gerçekten yardımcı olmaları ve böylece sınavlarınızda daha iyi not almanıza yardımcı olacak spesifik ayrıntıları hatırlamanız anlamına gelir. 2. En son araştırma yöntemlerini öğrenin Bilimsel konular sadece geçmişten öğrenilen kavramları içermekle kalmaz, aynı zamanda geleceğe de odaklanır. İnovasyon, teknoloji ve gelişimden sürekli olarak etkilenen biyoloji gibi konular, bu itici faktörler tarafından yönlendirilir ve eğitim kursları, genç bilim insanlarının mevcut tüm geleneksel ve modern araştırma yöntem ve teknikleri hakkında güncel tutmaya çalışır. Biyolojik teknikler, işlemsel ve deneysel metotlar, araç ve protokoller dahil olmak üzere biyolojik araştırma yaklaşımında bilim insanlarının canlıları incelediği araç ve prosedürlerdir . Biyoloji dersleriniz sırasında, zaman zaman bu gelişmiş protokolleri kullanarak biyoloji nasıl çalışır anlamak için kendi araştırmalarınızı yaparak bu yaklaşımları ayrıntılı olarak öğrenebilirsiniz. Okulunuz veya yüksek okulunuz bir araştırma laboratuvarı kadar yüksek teknolojide olmasa da, daha küçük ölçekte deneyler yapabileceğiniz donanımlı bir bilim laboratuvarına sahip olacaktır. 3. İlkelerini büyük soruları cevaplamak için kullanabilirsiniz İnsanlar genellikle bilimleri sadece gerçekler ve rakamlar olarak düşünürler, ancak bu dünyadaki diğer her şeyi sorgulamamıza yardımcı olan kanıta dayalı konulardır. Fiziksel ve anatomik olarak mümkün olanı çevreleyen gerçekleri anlayarak yollarını çizen bilim insanları, bu ilkeleri ilgilendiren şeyleri sorgulamaya başlarken uygulayabilirler örneğin, bir 'ölümden sonra yaşam' gerçekten var mı ?, Big Bang Teorisi'nin güvenilir bir kavram olup olmaması ya da Adem ve Havva'nın hikayesinin biyolojik olarak mümkünatı gibi. 4. Önü açık bir kariyer yolundan yararlanabilirsiniz Doğal olarak biyoloji bölümü iş imkanları, tıp diğer bilim dersleri ile birlikte, öğretmenlik veya bilim alanında çerçevelenmiştir. Biyoloji eğitim ve sağlık sektöründe iş arayanlar için elzem olsa da çok başka faydaları da bulunmaktadır. Ekoloji, Deniz Biyolojisi, Zooloji ve çok daha fazlası dahil olmak üzere birçok alternatif profesyonel kapı açabilen Biyolojinin çeşitli dalları vardır. Biyoloji mezunları için bazı iş seçenekleri Mikrobiyolog, Farmakolog ve doğa koruma ve milli parklar memuru sayılabilir. Bu arada, biyoloji, diş hekimi, akupunktur uzmanı olarak çalışmak ve hatta bilimle ilgili biyoloji yazısı yazmak isteyenlerin işine yarayabilir. Hem de yetkin bir biyoloji hocası olarak da kariyerinize devam edebilirsiniz. Gördüğünüz gibi, çok çeşitli işverenler biyoloji alanında yeterlilik sahibi olanları işe alıyor. Zooloji de biyolojinin bir alt dalıdır ve sizi iş hayatında hayvanların heyecanlı dünyasına gönderebilir. Pixabay 5. Temel yaşam kavramlarını keşfedebilirsiniz Hepimiz hayatta kalmayı biliyoruz, çünkü bu içgüdüseldir. Bununla birlikte; genel biyoloji, tüm canlı organizmaları gezegenimizde canlı ve başarılı tutan temel olayları ayrıntılı olarak açıklamaktadır. Örneğin, daha sonra sağlıklı ve besleyici bir diyet sürdürmek için tüketilen bitkileri nasıl ekeceğimizi öğretir, neden bol su içmemiz gerektiğini açıklar ve insanların bedenlerini ve rahat bir şekilde uyumak için neye ihtiyaç duyduklarını açıklar. En iyi Biyoloji öğretmenleri müsait5 15 yorum İlk ders ücretsiz!5 14 yorum İlk ders ücretsiz!5 13 yorum İlk ders ücretsiz!5 11 yorum İlk ders ücretsiz!5 9 yorum İlk ders ücretsiz!5 5 yorum İlk ders ücretsiz!5 8 yorum İlk ders ücretsiz!5 2 yorum İlk ders ücretsiz!5 15 yorum İlk ders ücretsiz!5 14 yorum İlk ders ücretsiz!5 13 yorum İlk ders ücretsiz!5 11 yorum İlk ders ücretsiz!5 9 yorum İlk ders ücretsiz!5 5 yorum İlk ders ücretsiz!5 8 yorum İlk ders ücretsiz!5 2 yorum İlk ders ücretsiz!Başlayın6. İnsan vücudu ve nasıl tedavi edildiği hakkında bilgi edinebilirsiniz Biyologlar, genel olarak nasıl hayatta kalacağını öğrenmenin yanı sıra, vücudumuzdaki hücreleri değiştiren hastalık veya diğer faktörleri ve bunların nasıl tedavi edilebileceğini öğrenebilirler. Bir biyoloji dersinde, öğrenciler optimum vücut sıcaklığımızın ne olduğunu ve yüksek veya düşük sıcaklığın bunu nasıl etkilediğini keşfedeceklerdir. Ayrıca vücudu etkileyen, hastalık, sakatlık ve bazı durumlarda ölüme neden olan daha karmaşık bozuklukları öğreneceklerdir. Biyoloji öğrencileri ilaçların hem iyi hem de kötü anlamda insan vücudunu nasıl etkilediğini anlayacaklardır. Yasal maddeler tütün gibi ve yasadışı maddeler A'dan C'ye sınıflanan maddeler ve reçeteli ilaçlar ve antibiyotikleri inceleyeceklerdir. 7. Besin zincirini bir ekosistemde keşfedebilirsiniz Biyolojik etkileşimler, bir organizmanın başka bir canlı üzerindeki etkilerini açıklar. Doğal dünyada, tüm organizmalar hayatta kalmak için çevre ve birbirleriyle etkileşir. Biyoloji, özellikle hayvan ve bitki türleri arasındaki bağımlılığı, büyümeyi ve hücre bölünmesini sağlamak için gereken enerji kaynağını öğretir. Dersler, öğrencilerin hangi türün üretici ve hangilerinin tüketici olduğunu belirlemelerine yardımcı olur ve birbiriyle iç içe geçmiş besin zincirlerini bir ekosisteme yerleştirir. 8. Çevreyi daha iyi anlayabilirsiniz Bitki örtüsünün ve diğer bitki yaşamının nasıl geliştiğini öğrenerek yakın çevreye nasıl bakacağınızı öğrenebilirsiniz. Örneğin, ziraat fakültesi öğrencileri çiftlik mahsulleri ile mahsul verimlerini arttırmak için kullandıkları gübre ve böcek ilaçları hakkında bilgi edinmeye başlayacaktır. Biyoloji, çevre ve çiftçilerin mahsuller için kullandıkları zirai ilaçlar hakkında bilgi verir. Visual Hunt Bu arada, genç bilim insanları da sıcaklığın, karbondioksit seviyelerinin ve ışığın fotosentezi nasıl etkilediğinin farkında olacaklar. Birçok büyüleyici pratik ders bu konudan ortaya çıkıyor, böylece biyoloji deney sınıflarınıza koşmayı dört gözle bekleyebilirsiniz! alacaksınız Yüksek düzeyde biyoloji çalışanlar nitelikleri ve uzmanlıkları için akreditasyon alacaklardır. Lisans öğrenimlerini bitirdiklerinde olarak bilinen diplomayı ve daha sonra öğrenimlerine yüksek lisans düzeyinde devam ettiklerinde olarak bilinen master diplomasını almaya hak kazanırlar. Biyoloji bilginiz için akredite olmanın temel yararı, sizi ilgili iş alanlarında daha fazla istihdam edilebilir kılacak olmasıdır. İyi bir üniversiteden alınan bir yeterlilik, bu bilimin kritik alanlarını iyi anladığınızı gösterir. Buna ek olarak, akreditasyon belirli konulardaki ileri uzmanlığınızın kanıtıdır. Örneğin, uzmanlığınızı Ekoloji veya Zooloji gibi Biyolojinin farklı dallarından birinde göstermek için kullanılabilir. Ya da özel bir kurumda biyoloji öğretmeni olmak için size bir fırsat yaratır. 10. Toplum için önemli Türümüz, hayvanlar ve bitkiler hakkında bildiklerimizin çoğu bilimsel araştırmalardan geldi. Bu nedenle, bilim insanları toplumumuz için çok önemlidir. Biyoloji insanlık için özellikle yararlıdır, çünkü bize yaşamın nasıl var olduğunu, nasıl çalıştığını ve çevre gibi dış etkenlere nasıl tepki verdiğini öğretir, böylece ömrümüzü nasıl uzatacağımızı açıklar. Biyoloji ayrıca ilaçların keşfini ve bunların sağlık bakım sistemleri için ne kadar çabuk üretildiğini de etkiler. Biyoloji alanı, araştırmaları ileriye taşımaya devam etmek ve kanser gibi ölümcül hastalıklar için tedavilerin geliştirilmesine yardımcı olmak için genç ve yetenekli biyologlara ihtiyaç duyuyor. YKS ve TYT biyoloji dersleri önemi Türkiye'de üniversiteye girmek isteyen her gencin en azından ilk aşama sınavı olan TYT sınavına girip belli bir barajı geçmesi gerekiyor. TYT sınavında her yıl toplam 6 biyoloji sorusunun çıktığını biliyoruz. Elbette sözel, dil ve eşit ağırlık alanlarına katsayı olarak sayısal kadar etki etmese de sıralamayı öne çekmek için önemli bir hamle olabilir. Bu açıdan biyoloji özel derslerinin fiyatlarına da göz atmanızı tavsiye ederiz. 'Yaşam bilimi' olarak adlandırılan Biyoloji, insanlar, hayvanlar ve bitkiler de dahil olmak üzere tüm canlıları araştıran heyecan verici, pratik bir bilimdir. Biyoloji, gezegenimizdeki tüm canlı organizmaların nasıl işlev gördükleri ve hayatta kalmak için birbirlerine nasıl bağlandıkları hakkında derinlemesine bir anlayış kazanmanızı sağlar. 9. yıldan bilimsel üniversite derecenize kadar, biyoloji size bilgi, beceri, aktivite, gezi ve hatta akreditasyon açısından çok şey sunar. Hem akademik hem de profesyonel olarak sunulan bu birçok fırsatla, yüksek öğreniminiz sırasında biyoloji görmeseniz de, Biyoloji derslerinizi ciddiye aldığınızdan emin olmalısınız. Biyoloji nasıl çalışılır diye soracak olursanız da, okul dersiniz ve çevrenizdeki yaşamla bağlantı kurarsanız, konuların her zaman daha ilgi çekici ve akılda kalıcı olacağını size garanti edebiliriz. Çeşitli zamanlarda bir biyoloji öğretmeni ile dersler yapmak da biyolojide temel oluşturmak için iyi bir seçenektir. Vücudunuzun nasıl çalıştığını ve yakın çevreyi nasıl koruyacağımızı öğrenme şansı vermek, olağanüstü bir fırsat çünkü günlük yaşamlarımızla iç içe geçmiş kavramları anlamamızı sağlıyor. Gelecekte biyolojik anatomiyi incelemek istemediğiniz, en azından vücudunuzun mikroplarla nasıl savaştığı, kromozomların nasıl göründüğünü ve erkek ve dişi üreme sistemlerinin nasıl çalıştığı ile ilgilenmemeniz gerektiği anlamına gelmez. Dahası, hayvan ve bitkileri incelemek, günlük yaşam için son derece önemli olan diyet, beslenme ve sağlığımızdaki girdilerinin nasıl olduğu gibi sıradan görünen şeyleri anlamada çok yararlı olabilir. Bu yazımızda Kimya Bilimine Katkı Sağlayan Bilim Adamları Ve Sağladığı Katkılar hakkında bilgiler paylaşacağız. Kimya, maddenin yapısını, maddeler arası dönüşümleri ve kullanım alanlarını inceleyen bilim dalıdır. Kimya bilimi, insanlık tarihi kadar eskilere dayanan bir seri çabaların sonucunda gelişmiştir. Bu bilime büyük katkılar sağlayan 7 bilim adamını ve kimya bilimine ne gibi katkılar yaptıklarıyla ilgili sizlere bilgiler vereceğiz. İşte kimya bilimine katkı sağlayan 7 büyük bilim adamı ve sağladığı katkılar 1.Enpedokles MÖ 495 yılında İtalya Agrigento’da doğmuştur. Doğa biliminin gelişiminde çok etkin bir rol oynamıştır. Element kavramını ilk ortaya koyan kişidir. Enpedokles’in Kimya Bilimine katkıları 4 temel madde olan Su, Hava ,Toprak, Ateş’i bulmuştur. 2.Aristo Aristo, MÖ 384 civarında kuzey Yunanistan’ın Stagira şehrinde doğdu. Aristoteles 17 yaşında Platon’un Akademisine katılmak için Atina’ya gitti. Orada Platon’dan felsefe ve mantıksal düşünmeyi öğrendi. Akademide önce öğrenci, sonra öğretmen olarak yaklaşık 20 yıl kaldı. Aristoteles, dünyanın nasıl incelenmesi gerektiği konusunda yeni fikirlere sahipti. Dünya hakkında ayrıntılı gözlemler yapmayı, gördüklerini not almayı ve kaydetmeyi severdi. Aristo’ya göre düşünceler madde çeşitlilikleri ve temel özelliklerini anlamıştır. 4 elementin 4 özellikten çıktığını bulmuştur. Aristo’nun Kimya Bilimine katkıları Ateş > Sıcak ve Kuru Hava > Sıcak ve Islak Su > Soğuk ve Islak 3.Demokritos Abdera, Yunanistan’da doğmuştur. Demokritos’un amacı diğer doğa filozofları gibi; doğanın oluşumunu, değişimi, her şeyi meydana getiren ana maddeyi açıklamaktadır. Demokritos’un Kimya Bilimine katkıları Atomun bölünemez olduğunu söylemiştir. 4.Cabir Bin Hayyan Kimya bilime katkı sağlayan önemli bilim adamlarından biri olan Cabir Bin Hayyan, Abbâsîler döneminde yaşamış ve İslâmiyet’te fen bilimlerinin temelini atmış olan Farsî çok yönlü bir fen bilgini; simyacı, kimyacı ve eczacı; fizikçi, astronom ve astrologtur. Cabir Bin Hayyan’ın Kimya Bilimine katkıları Atomun parçalanabilir olduğunu. Kral suyu Baz kavramı 5.Ebu Bekir Errazi Râzî ya da tam adıyla Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî, Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof. Cabir Bin Hayyan’ın Kimya Bilimine katkıları Kostik soda Gliserin, formikasit Madde sınıflandırması 6.Robert Boyle Robert Boyle, İrlandalı doğa filozofu, kimyager, fizikçi ve kâşif. Robert Boyle, Robert Boyle, 25 Ocak 1627’de İrlanda’da doğdu. Boyle, ilk modern kimyacı, modern kimyanın kurucularından ve modern bilimsel deneysel yöntemin öncülerinden biri olarak kabul edilmektedir. Robert Boyle’ın Kimya Bilimine katkıları Hacim Basınç İlişkisi Element Kavramı Bileşik vs Karışım Gazlar 7.Lavoisier Fransız kimyacı Antoine Lavoisier, 26 Ağustos 1743’te Fransa’nın Paris şehrinde doğdu. Yaşamında iki devrim görmüş bir kişidir. Devrimlerden biri, yüzyıllar boyunca “simya” adı altında sürdürülen çalışmaların, bugünkü anlamda, kimya bilimine dönüşmesidir. Lavoisier in Kimya Bilimine katkıları Kütlenin korunumu Oksijen Yanma Oksitler Kimya Bilimine Katkı Sağlayan Bilim Adamları Ve Sağladığı Katkılar konusuyla ilgili olarak dikkatinizi çekebilecek diğer yazımız Kimya Biliminin Alt Dalları Nelerdir? Türk ve İslam Uygarlığının, Bilim ve Teknolojiye Olan Katkıları Medeniyet, dünyadaki bütün milletlerin ortak toplumun bugünkü medeniyet çizgisinde az olsun çokolsun bir payı bu pay Avrupalılara ait medeniyet paydasında Çin,Mısır, Hint, Roma, Medeniyetlerin de bir payı yarışı uzun koşulu bir bayrak yarışına bu bayrağı İslam Medeniyeti almış olup sonra gerileme dönemine girince bu bayrağı Batılılar bugünkü seviyesine sadece kendi kendilerine bilim adamlarından bir çok sahada etkilenmişlerdir. Bilim alanındaki keşiflerin bir çoğu, 9. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde , dönemin en ileri uygarlığı olan "İslam Uygarlığı"nın ürünüdür. Akıla ve bilgiye dayanan bu uygarlık, dünyanın bugün sahip olduğu pek çok değere de kaynaklık etmiştir. Kur’an'da, evrenin yaratılışı ve kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi, İslam’da akla, bilgiye ve bilgi sahibi olmaya büyük önem verilmesi, doğada Allah'ın varlığının delillerinin görülmesi, evrendeki her nesne ve varlığın birbirine olan uyum ve bağlılığı; Ayrıca toplumsal yaşantının getirdiği ihtiyaçtan kaynaklanan Oruç, namaz vakitleri için Astronomi sebeplerle söz konusu dönemde bilimsel ilerleme Müslümanlarda görülmüştür. Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığa vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu Rönesans ve Reform hareketlerine öncüllük etmişlerdir. “Müslüman astronomistler, matematik alimleri derecesinde Rönesans’ımıza tesir ettiler.” “ Yalnız Cebir değil, diğer matematik ilimlerini de, Avrupa kültür dairesi, Müslümanlardan almış olduğu gibi, bugünkü Batı matematiği gerçekten İslam matematiğinden başka bir şey değildir.” Müslüman bilim adamları öncelikle, bilim evrensel olduğu için – İlim Çin’de dahi olsa gidip alınız.Hadis - Batı'da Roma ve Doğu'da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak, kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye özgün olarak katkıda bulunmaya başlamışlardır. Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. İslam Tarihi'ne baktığımızda, Kuran'la birlikte Ortadoğu coğrafyasına bilimin de girdiğini görürüz. İslam öncesindeki Araplar, türlü batıl inanışa ve hurafeye inanan, evren ve doğa hakkında hiçbir gözlem yapmayan bir toplumdur. Ancak İslam'la birlikte bu toplum medenileşmiş, bilgiye önem verir hale gelmiş ve Kuran'ın emirlerine uyarak evreni ve doğayı gözlemlemeye başlamıştır. Sadece Araplar değil, Türkler, Kuzey Afrikalılar gibi pek çok toplum, İslamiyet'i kabullerinin ardından aydınlanmıştır. Kur’an'da insanlara öğretilen akılcılık ve gözlemcilik, özellikle 9. ve 10. yüzyıllarda büyük bir medeniyetin doğmasına yol açmıştır. Bu dönemde yetişen çok sayıda Müslüman bilim adamı, astronomi, matematik, geometri, tıp gibi bilim dallarında çok önemli keşifler gerçekleştirmiştir. Tıp ve eczacılıkta İbn-i Sina ve Razi gibi alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi eklerken ; tarih ve coğrafya bilimlerinde İbn-i Haldun, İdrisi ve Taberi gibi pek çok İslam âlimi, bilimsel teorilerde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik alanında, on birinci yüzyılda İbn-i Heysem, bu bilim dalını tek başına yeniden inşa etmiştir. İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından * Cabir Bin Hayyan, “'Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan maddeler, yanmayan maddeler ve madenler'” olarak dört grupta toplar. Cabir Bin Hayyan'ın bu çalışması,modern kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier'e öncülük eder. * El-Kindi, Einstein'dan 1100 yıl önce 800 yılında, izafiyet teorisi ile uğraşır. El-Kindi, “'Zaman cismin var olma süresidir, zamanla bilinebilen ve ölçülebilen hız ve yavaşlık da hareketin sonucudur. Zaman, mekan ve hareket birbirinden bağımsız değildir, göğe doğru çıkan bir insan ağacı küçük görür, inen insan ise büyük görür' der. 9. yüzyılda yaşamış olan * Sabit bin Kurra, astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş Diferansiyel hesabı, Newton’dan önce belirlemiş, Geometriyi aritmetiğe ilk uygulayan kişi olmuştur. Bunlar, gerçekten zamanlarının çok ilerisinde çalışmalardır. Söz konusu çalışmaları ile bilim tarihine adlarını yazdıran Müslüman bilim adamları, çoğunlukla devlet tarafından maddi-manevi destek görmüş, teşvik edilmiş, halk arasında itibar kazanmışlardır. * Ahmet Fergani,fen bilimlerinde, deneyle sabit olmayan bilgilere itibar edilmemesi gerektiğini söylemiş, enlemler arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi, Dünya'nın eksenindeki ekliptik eğimi 23° 27' ilk defa en doğru şekilde hesapladı. * El-Battani, Trigonometrik bağlantıları bugünkü kullanılan şekliyle formülleştirmiş, 877 yılından 929 yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve Kotanjant'ın tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant'ın sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar. “Trigonometrinin gerçek manada mucidi Battani’dir.” * Ebubekir er-Razi, cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanır; tıp biliminde deney ve gözlemin çok önemli olduğundan bahseder. * Ebü'l-Vefa trigonometriye "Sekant –Kosekant- tanjant-cotanjant" kavramlarını kazandırır. Gözün görülebilir cisimler doğrultusunda ışınlar yaydığını söyleyen Öklid ve Batlamyus'a karşı; “'Görülecek cismin şekli, ışık vasıtasıyla gözden girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir' diyerek, yaptığı sayısız denemelerle 'göze gelen uyarıların görme sinirleri ile beyne iletildiğini' belirtmiştir. * İbnü-l-Heysem ise optik biliminin öncüsüdür. Roger Bacon ve Kepler onun eserlerinden faydalanmışlar, Galileo onun eserlerinden faydalanarak teleskopu bulmuştur. * el-Beyruni; Çeşitli maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin, maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek, sıcak su ile soğuk su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit etmiştir. Galilei'den 600 yıl önce dünyanın döndüğünü kanıtlamış, Newton'dan 700 sene önce dünyanın çapını hesaplamıştır. Bu konuda ortaya attığı kanun, Avrupa’da “Beyruni Kuralı” diye bilinir. El-Beyruni, 973 yılında 'Bilimsel çalışmaların, deneylerle ispat edilmesi gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu' söylemiştir. * İbnu'n-Nefis, 1200'lü yıllarda, Avrupalılardan 300 sene önceden küçük kan dolaşımını keşfeder. Bütün İslam ülkelerinde matematik, tıp, uzay bilimleri ve daha birçok ilimin okutulduğu eğitim kurumları, rasathaneler; dönemin en gelişmiş teçhizatları ile donatılmış hastaneler, herkese açık kütüphaneler bulunmaktaydı. 794 yılında Bağdat’ta ilk kağıt fabrikası kuruldu. Bağdat, Harran,İstanbul ve Endülüs başta olmak üzere Mısır, Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam şehrinde, eğitim sistemi ve ilim, söz konusu döneme örnek teşkil edecek düzeyde geliştirilmişti. Müslümanlar, yaşadıkları şehirleri uygarlık merkezleri haline getirmişlerdi. Bunlardan biri olan Kurtuba, hastaneleri, kütüphaneleri ve Orta Avrupa'dan öğrencilerin eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa'nın en modern şehri olarak bilinmekteydi. * El Cezeri XIII. yüzyılın başında, Diyarbakır Artuklu Sarayı'nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. El Cezeri, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlatan "Kitab-el Hiyal" adlı kitabın yazarıdır. Cezeri, tarihte sibernetiğin kurucusudur. Sibernetik; haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. İnsanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler. Bu bilim zamanla gelişerek bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan tanımıştır. Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı konusunda Fransızlar Descartes ve Pascal'ı; Almanlar Leibniz'i, İngilizler de R. Bacon'ı öne sürseler de, aslında Cezerî bunu ortaya koyan ve ilim dünyasına sunan ilk bilgindir. * Hazinî, ölçü ve tartı teorilerine yaptığı katkı ile tanınır. Bilime yaptığı diğer bir önemli katkı da yerçekimi hakkındaki görüşleridir. Hazinî, Newton'dan 500 yıl önce, "her cismi yer kürenin merkezine doğru çeken bir güç" olduğunu söylemiştir. Roger Bacon'dan yüzyıl önce de, dünyanın merkezine doğru yaklaştıkça, suyun yoğunlaştığı fikrini ortaya atmıştır. Hazinî, kimyasal maddelerin yoğunluk ve özgül ağırlıklarını ölçmek amacıyla icat ettiği hassas terazilerle, kimya bilimine de önemli katkılarda bulundu. Öyle ki, icat ettiği ve "Mizanü'l-Hikme" Hikmet Terazisi adını verdiği bu hassas terazi ile yaptığı yoğunluk ve ağırlık ölçümleri, günümüz teknolojisi kullanılarak yapılan ölçümlerden pek farklı değildir. Elementler ** **** Altın Civa Bakır Pirinç Demir Kalay Kurşun Hazini , Zîc-i Sanacarî Yıldız Kataloğu adlı eserinde, yıldızlar ve gezegenlerle ilgili bilgilere ve Selçuklu Devleti'nin enlem ve boylamlarına da yer vermiştir. Risale fi'l-Âlât' Aletler Bilgisi adlı kitapçığında ise gözlem aletlerini konu almıştır. * Benu Musa kardeşler, Abbasi Halifesi Memun 813-833 ve onu izleyen halifeler zamanında, matematiksel bilimlerin gelişmesi yönünde etkin rol oynamış kişilerdi. Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi'nde bulunan eserlerinde A3474, sihirli kaplar, fıskiyeler, kandiller, bir dansimetre, bir körük ve bir kaldırma düzeninden bahsedilmektedir. * Hârizmi 9. Yüzyıl'da Hârizm'de dünyaya geldiği için Hârizmî adıyla tanınan Batı’da Al Gharasmus olarak anılan ve büyük bir olasılıkla Türk olan Muhammed ibn Musa, Memun'un Bağdat'ta kurduğu Bilgelik Evi'nde bulunmuş ve bu kurumun kütüphanesinde matematik ve astronomi alanlarında araştırmalar yapmıştır. Aritmetik ve cebirle ilgili iki yapıtı, matematik tarihinin gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir. Harizmi,780-850 Hint rakamlarına sıfır’ı bularak bu rakam sayesinde bugün kullandığımız rakamları oluşturuyor; ve bu sayede matematikte önemli bir çığır açılmış oluyordu. Logaritmayı ortaya koyan ilk kişidir. Hârizmî'nin cebirle ilgili yapıtı,El-Cebir 12. Yüzyıl'da Chesterlı Robert ve Cremonalı Gerard tarafından Latinceye Al Gebra tercüme edilmiştir. Yapıtların en ilginç yönlerinden biri, açıların, trigonometrik fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren bir takım tablolar ihtiva etmesidir. Bunların dışında, Hârizmî'nin yön bulmada kullanılan usturlabın biri yapımını ve diğeri de kullanımını anlatan iki eseri daha mevcuttur. Hârizmî, Batlamyus'un Coğrafya adlı yapıtını, Kitâbu Sureti'l-Ard' Yer'in Biçimi Hakkında adıyla Arapça'ya tercüme etmiş ve böylece, Yunanlıların matematiksel coğrafyaya ilişkin bilgilerinin İslâm dünyasına girişinde önemli bir rol oynamıştır.. * Ali Kuşçu Semerkant Rasathanesi'nin Müdürlüğü'nü yaptığı sırada, Akkoyunlular adına Osmanlılarla barış görüşmelerinde bulunmak için İstanbul'a geldi. Fatih Sultan Mehmet'in büyük desteğini gördü ve Ayasofya Medresesi'nde görevlendirildi. Burada, Mirim Çelebi, Sarı Lütfü, Sinan Paşa gibi değerli bilim adamlarını yetiştirdi. Bilhassa, astronomi ve matematik konularında çağının sınırlarını aşacak kadar önemli eğitim ve öğretim çalışmalarında bulunan Ali Kuşçu; Ayasofya Medresesi'nin çalışma programlarını da yeniden düzenlemiştir. Semerkant Rasathanesi'nde iken bir Türk hükümdar ve bilim adamı olan Uluğ Bey’in Zic-i Uluğ Bey' Uluğ Bey'in Yıldız Kataloğu adlı eserin hazırlanması için gerekli gözlem ve hesaplamaları yaptı. Söz konusu eser, çağının en ilerikurumsal matematik bilgilerini içerir. Risaletü'l-Fethiye' adlı eseri ise 19. yüzyılda, İstanbul Mühendishanesi'nde İstanbul Teknik Üniversitesi ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu eserde, gök cisimlerinin yere olan uzaklığına yer vermiş; ayrıca dünya haritasını da kitabının sonuna eklemiştir. Burada yer kürenin eksenindeki eğikliği 23°30'17" olarak tespit etmiştir. Bu, günümüz modern astronomi verilerine oldukça yakın bir tespittir. 15. yüzyılda yaşayan Ali Kuşçu Ay'ın ilk haritasını çıkarmıştır ve bugün NASA tarafından Ay'da bir bölgeye onun ismi verilmiştir. * Şerafeddin Sabuncuoğlu Fatih Sultan Mehmet döneminin ünlü doktoru ve tıp bilginidir. Mücerrebname' adlı eserinde, kendi deney ve gözlemlerine yer vermiştir. Asıl çalışma alanı cerrahlık ve deneysel fizyolojidir. Cerrahiyatü'l-Haniye' eserinde, cerrahlıkla ilgili çalışmalarına yer vermiş ve yaptığı cerrahi müdahaleleri resimlerle tasvir etmiştir. *Bursalı Ali Münşi Tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri Kınakına' hakkındaki çalışmasıdır. Burada bu ağacın kabuklarının humma, sıtma gibi hastalıklara iyi gelmesi ile ilgili gözlemlerine yer vermiştir. Fatih Sultan Mehmet’in Hocası *Akşemseddin , Pasteur'den yaklaşık 400 sene önce yaşayan ve ilk olarak mikropların varlığını keşfeden kişidir. *Gıyaseddin Cemşid,1429Ondalık kesir sistemini bulan, Virgülü, aritmetik işlemlerde ilk defa kullanan kişidir. * Ömer Hayyam, Newton’a dayandırılan binom formülünü cebire kazandıran kişidir. * Ali Bin Abbas, 10. yüzyılda yaşamıştır ve ilk kanser ameliyatını gerçekleştirmiştir. * Mağribi, bugün Paskal üçgeni olarak bilinen denklemi Paskal'dan 600 yıl önce bulmuştur. * Sabit Bin Kurra , 9. yüzyılda yaşamış ve Newton'dan asırlar önce diferansiyel hesabını keşfetmiştir. * İbn-i Sina 980-1037, Anatomik çalışmalar yapan Müslüman,Türk bilim adamlarının başında gelir. Daha çok küçük yaşta edebiyat, matematik, geometri,müzik, fizik, doğa bilimleri, felsefe ve mantık öğrenen İbn-i Sina sadece Doğu'da değil Batı'da da ünlenmiştir. En ünlü eseri olan El-Kanun fi't-Tıb, 12. yüzyılda Latince'ye çevrilerek Avrupa üniversitelerinde 19. yüzyıla kadar temel ders kitabı olarak kabul edilmiş,okutulmuş ve Avrupa’da bu kitap “Tıbbın İncil”i olarak ün yapmıştır. Bundan başka felsefe ve doğa bilimleri üzerine yüzden fazla eser vermiştir. El-Kanun'da söz edilen tıbbi bilgilerin büyük bir bölümü bugün dahi geçerliliğini korumaktadır. *Ali bin İsa ?-1038'nın üç ciltlik göz hastalıkları üzerine yazdığı “Tezkiretü'l-Kehhalin fi'l-Ayn ve Emraziha” isimli eserinin birinci cildi tamamen göz anatomisine ayrılmış olup çok değerli bilgiler mevcuttur. Bu eser daha sonraları Latince'ye ve Almanca'ya çevrilmiştir. *el-Kazvini 1281-1350 ve *İbnü'n-Nefis'in anatomi üzerine olan çalışmaları modern tıp biliminin temelini atmıştır. Bu bilim adamları daha 13. ve 14. yüzyılda kalp ve akciğerler arasındaki bağlantıları ve atar damarların temiz kan, toplar damarların kirli kan taşıdığını, kanın akciğerlerde temizlendiğini, kalbe dönen temiz kanın beyne ve vücudun diğer organlarına aort tarafından taşındığını göstermiştir. *Piri Reis, O güne kadar çizilen haritalarda yanılma payları çok olmasına rağmen bugün uydudan çekilen dünyanın haritasını %99’u doğru %1 yanılma payı ile Coğrafya alanında bir baş yapıt olan dünya haritasını çizmiştir. *İbn-i Haldun, Tarih ve sosyal alanda yaptığı çalışmalar ile ve özellikle “Mukaddime “ adlı esri ile Sosyoloji’nin kurucusu olmuştur. Modern Sosyoloji’nin kurucusu olan öncüllük etmiştir. ATATÜRK’ÜN ;“Bizim dinimiz en makul ve en tabii ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabii olabilmesi için akla, fenne, ilme, mantığa uygun düşmesi gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygun düşer.” İfadesindeki gibi İslam’da "din-bilim çatışması" yoktur. Özellikle İslam Dini akla ve bilime önem veren bir tarih boyunca bilime karşı olduğu, bilimin ancak din terk edildiğinde gelişebileceği gibi iddialar bilimin tarihine biraz göz atmak bile, bu iddiaların yanlışlığını görmek için yeterli Çağda Allah’a inanan Müslüman bilim adamları sayesinde İslam medeniyeti bilimsel alanda ileri gitmiştir. Tarihe baktığımızda medeniyet adına eserler ortaya koyanların ister tek Tanrılı olsun ister çok tanrılı olsun, Tanrı’nın Allah’ın var olduğuna inanan ,Ateist Tanrı’ya inanamayan olmayan ve bir dine inanan Arkeolojik kazılarda ve Tarih biliminin ortaya koyduğu sonuçlarda Tanrı’yı inkar eden, bir dine inanmayan topluma olarak değil sadece bireysel çıkışlarla ateist olanlar mevcuttur. Çin,Hint,Yunan,Mısır,Arap, Türk Medeniyetlerin hepsi bir dine,Tanrı’ya inanmışlar ve ortaya muhteşem medeniyetler, eserler Efes,Ayasofya,Selimiye,Pirami tler, Katedraller bırakmışlardır. Yani özetle din, toplumları geri bırakmaz,medeniyete,bilime katkı sağlar ve sevgi,yardımlaşma,doğruluk,ada let noktalarda da toplumları bir arada tutar. Bu konular Din Ders kitabındaki müfredatta olan ünite konularıdır. Kaynaklar Sınıf Din Ders Kitapları //// Diyanet İşleri Başkanlığı Kaynak Kitapları Milli Eğitim-Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ;Din Öğretimi,Eğitim,Bilim ve Sanat Dergisi,1985 Dokuz Eylül Üniversitesi. / İlahiyat Fakültesi Dergisi III. Ayrıca Batı medeniyetine baktığımızda da, çağdaş bilimin doğuşunun yine Allah inancı üzerine kurulu olduğunu görürüz. Allah’ı inkar eden bazı bilim adamları olsa da "Bilimsel devrim çağı" olarak bilinen 17. yüzyıl, Din’de Reform hareketlerinin büyük bir etkisiyle Din dışlanarak değil reform edilerek Allah'ın yarattığı evreni ve doğayı keşfetme niyetiyle araştırma yapan bilim adamları ile doludur. Bu dönemde İngiltere, Fransa gibi ülkelerde kurulan bilim enstitüleri, "Allah'ın kanunlarını keşfederek O'nu tanımak" hedefini benimsemiştir. Aynı eğilim 18. yüzyılda da devam etmiştir. Newton, Kepler, Kopernik, Bacon, Galilei, Pascal, Boyle, Paley, Cuvier, Mendel gibi isimler, bilim dünyasına önemli katkıları bulunan ve aynı zamanda Allah'a olan imanları ile tanınan bilim adamlarından sadece bu bilim adamlarına ışık tutan filozofların % 90’ı da Allah’ı inkar etmeyen,Ateist olmayan inançlı kişilerdir Aristoteles, Descartes, Bu bilim adamları Allah'a inanan, dahası bu inançtan gelen şevkle bilim yapan kişilerdir. Bu gerçeğin göstergelerinden biri, 19. yüzyılın başlarında İngiltere'de düzenlenen ve "Bridgewater Treatises" olarak anılan bir dizi bilimsel yapıttır. Çok sayıda bilim adamı farklı bilim dallarında araştırma yapmış ve vardıkları sonuçları "Allah'ın evrende ve doğada yarattığı ahenk ve uyumun delilleri" olarak tanımlamışlardır. Bu bilim adamlarının kullandıkları yöntem de, "Allah'ı doğayla tanıma" anlamına gelen "Natural Theology" Doğal İlahiyat kavramıyla ifade edilmiştir. BİYOLOGLARBİYOLOJİ TÜRKİYEÜnlü Türk Biyologlar Turhan Baytop Prof. Turhan Baytop, d. 20 Haziran 1920, İstanbul - ö. 25 Haziran 2002, İstanbul, eczacı, öğretim üyesi, botanikçi, bilim adamı. 1945 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Eczacı Okulu'nu bitiren Prof. Baytop, 1948 yılında mezun olduğu okulun Farmakognozi Enstitüsü'nde asistan olarak göreve başladı. Hazırladığı bir tez ile 1949 yılında Dr. pharm. ünvanı kazanan Turhan Baytop, 1951 yılında gittiği Paris Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Kürsüsü'nde çeşitli çalışmalarda bulundu. 1952'de Türkiye'ye dönerek, ertesi yıl doçent olan Baytop, on yıl sonra 1963'te profesör unvanını aldı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nin ilk dekanıdır. Değişik dönemlerde beş kez dekanlık yaptı, 1969 - 1987 yılları arasında Farmakognozi anabilim dalı başkanlığı görevinde bulundu. 1987 yılında emekli olan Prof. Turhan Baytop, Türkiye'nin tıbbi bitkileri, Türkiye'nin florası ve Türk eczacılık tarihi konularında araştırma ve çalışmalar yaptı. 300'ün üzerinde kitap ve araştırması yayımlandı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi içinde "Eczacılık Tarihi Müzesi"'ni kuran Prof. Baytop, birçok tarihi eşyayı bu müzeye kazandırıp 1990 yılında Türk Eczacılık Tarihi Toplantılarını düzenlemeye başlayıp, 1984 -1996 yılları arasında "Eczacılık Tarihi ve Deontolojisi" dersini vererek, bir ders kitabı yazmıştır. Botanik bilimiyle de ilgilenen Turhan Baytop, lale ve gülün geçmişini araştırdı, bu konuda İngilizce ve Japonca'ya da çevrilen bir kitap yazdı. Türkiye'de Bitkiler ile Tedavi, 1984, ISBN 975-420-021-1 The Bulbous Plants of Turkey, 1984 ile birlikte Türk Eczacılık Tarihi, 1985 İstanbul Lalesi, 1992 Türkçe Bitki Adları Sözlüğü, 1994 Eczahane'den Eczane'ye, 1995 Laboratuvar'dan Fabrika'ya, 1997 İstanbul Florası Araştırmaları, 1999, ISBN 9789757622530 Türk Eczacılık Tarihi Araştırmaları, Anadolu Dağlarında 50 Yıl, 2000 Türkiye'de Eski Bahçe Gülleri, 2001 İstanbul Florası Araştırmaları, 2002 Türkiye'de Eski Bahçe Gülleri, 2001 Prof. Dr. Yusuf Vardar Prof. Dr. Yusuf Vardar d. 1921 Karacaova, Yunanistan - ö. 6 Mart 2009 İzmir, Türkiye. Türk botanikçi. Tekirdağ Ortaokulu'nu ve Edirne Lisesi 'ni bitirdikten sonra, 1946'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Tabii İlimler Bölümü'ne bağlı Yüksek Öğretmen Okulu'ndan mezun olmuştur. 1949'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Botanik Kürsüsü'nde Prof. Dr. Leo Brauner'in öğrencisi olarak "Angiosperm Nebatların Su Altındaki Transpirasyonu Hakkında İncelemeleri" konusunda yaptığı tezle Doktora derecesine hak kazanmıştır. 1954 yılında yine İstanbul Üniversitesi'nde Doçentliğe yükseltilmiştir. Çalışmalarını Ocak-Aralık 1958 arasında, ABD hükümetinin verdiği bursla, International Cooperation Administration programından yararlanarak "Bitki Fizyolojisinde Atomun Sulhçu Gayelerle Kullanımı" konularında araştırmalar yapmak üzere University of Wisconsin'de sürdürmüştür. ABD'den dönüşte ise, Nisan 1959'da Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Bünyesindeki Biyoloji Enstitüsü'ne Doçent olarak atanmış ve 1960'ta da bu Enstitü'de Profesörlüğe yükseltilmiştir. Ekim 1961'de, kuruluşuna öncülük ettiği ve Türkiye'nin üçüncü Fen Fakültesi olan, Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanlığı'na seçilmiştir. Ardından üç yeni dönem Ekim 1963, Ekim 1965 ve Ekim 1969 Fen Fakültesi Dekanlığını yürütmüştür. Ayrıca 1961-1977 arasında Fen Fakültesi Botanik Kürsüsü Başkanlığı yapmıştır. Ekim 1971-Mayıs 1974 döneminde ise Ege Üniversitesi Rektörlüğüne seçilmiştir. Temmuz 1964-Ocak 1966 arasında TÜBİTAK BAY Grubu üyeliğini, 1966-74'te TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeliğini yürütmüş; Şubat 1972-Ocak 1974 arasında da TÜBİTAK Bilim Kurulu Başkanlığı'na seçilmiştir. Temmuz 1973'te Üniversitelerarası Kurul'un oluşturulmasıyla seçimle işbaşına gelen ilk Üniversitelerarası Kurul Başkanı olan Vardar, bu görevi Haziran 1974'e dek yürütmüştür. Yine 1973-1974 yılları arasında, 1750 sayılı Üniversiteler Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak kurulan Yüksek Öğretim Kurulu Üyeliğine seçilmiştir. Kasım 1977'de, yaş haddi ile emekli olmasına 11 yıl varken, kendi isteğiyle Fen Fakültesi'den emekli olmuştur. Emekliliğinin ardından 1980-1990 arasında Ege Bölgesi Sanayi Odası'nda Baş Müşavir ve Genel Sekreter olarak görev almıştır. Bu dönemde de kendisi temel bilimci olduğu halde, uygulamaya inanmış ve her zaman savunduğu üniversite-sanayi işbirliğinin kurulması ve geliştirilebilmesi için katkılarda bulunmuştur. EBSO-TÜBİTAK işbirliği ile, EBSO-Ege Üniversitesi arasında oluşturulan Üniversite-Sanayi İşbirliğini Geliştirme Merkezi'nin ÜSİGEM hayata geçirilmesinde rol oynamıştır. Bu çalışmaları nedeniyle kendisine Fahri Doktora payesi verilmiştir. Vefatından sonra, Ege Üniversitesi Kampüs Kültür Merkezi'nin adı, Ege Üniversitesi Senatosu'nun oybirliği ile aldığı karar doğrultusunda, Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi olarak değiştirildi. Prof. Dr. Yusuf Vardar Türk Biyoloji Derneği, ABD, İsviçre, Alman Botanik Dernekleri, Avrupa Bitki Fizyologları Birliği gibi mesleki örgütlere üye olmuş, 1950'li yıllarda Türk Biyologlar Derneği Başkanlığı yapmıştır. 1969'da Yale Series in Sciences International Advisory Board'a seçilmiştir. Ayrıca 1965-1969'da Türkiye Atom Enerjisi Komisyonu üyesi, 1970-1976'da CENTO Bilimsel Koordinasyon Heyeti Türk Delegesi ve 1972-1975'te Akdeniz Uygulamalı Bitki Fizyologları Örgütü Başkanı olarak görev almıştır. Uluslararası düzeyde Ekim 1967- Ekim 1971 bitki hormonları transferi ve bitki büyüme hormonları konularında İzmir'de iki kez NATO-Advanced Study Instıtute düzenlemiştir. Bu NATO-ASI toplantılarında sunulan makalelerin toplandığı ve editörlüğünü Vardar'ın yaptığı kitaplar günümüzde de sanal ortamda satıştadır. Vardar 1968 Elsevier ve Kaldewey and Vardar 1972 Verlag Chemie, gibi birçok elektronik kitapçıda satılmaktadır. web adreslerine ulaşım tarihi 16 Mayıs 2006. Yine İzmir'de Ekim 1975'te Sheikh ve M. Öztürk'le beraber 3rd Mediterranean Plant Physiologists MPP toplantısının düzenlenmesini sağlamıştır. Toplam 7 adet Yüksek Lisans ve 12 adet Doktora tezi yönetmiştir. Yusuf Vardar, ayrıca yapmış olduğu bilimsel çalışmalarla 1976 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü'ne layık görülen ilk botanikçidir. Vardar'ın yayınları 60'ı yabancı dilde, toplam 130 orijinal makale; editörlüğünü üstlendiğini ve İngilizce olarak yayımlanan 3 adet kitap; toplam 25 adet Türkçe ders kitabı; 77 adet Türkçe derleme makale ile Ege Ekspres, Rapor, Tercüman, Yeni Asır, Son Havadis gibi günlük gazetelerde yayımlanan 1000 kadar yazıdır. Ayrıca 1975 yılına kadar, 17 farklı temel bitki fizyolojisi kitabında Vardar'ın çalışmalarına gönderme yapılmıştır. Türkçe kitaplarından bazıları sanal ortamda hâlâ satılmaktadır. Makalelerine, Science Citation Index'de sadece 1965-75 yılları arasında 70'ten fazla atıf yapılmıştır. Y. Vardar, Cumhuriyet'ten sonra Türk biyolojisinin gelişmesine katkıda bulunan bilim adamları arasında anılmaktadır[1]. Yaşam öyküsü kızı Nükhet Vardar tarafından "Hakikatte Aşk, Bilgide Kuvvet..." adı ile 2007 yılından kaleme alınmış ve yayınlanmıştır. Prof. Dr. Ali Demirsoy Prof. Dr. Ali Demirsoy, ICZN yazar gösteriminde Demirsoy; d. 1945 Yuva, Kemaliye, Erzincan, Türkiye Türk entomolog ve evrimsel biyoloji uzmanı. Şimdiye kadar 20 takson tanımlamış ve 12 taksona da adı verilmiştir. Eski adı Gerüşla olan Yuva köyünde doğdu. 956 yılında köyündeki ilkokulu, 1959'da Kemaliye'deki ortaokulu, 1962'de Ankara Gazi Lisesi'ni, 1966'da Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Tabii İlimler Bölümü'nü bitirdi. Petrol aramada staj yaptı. 1966 yılında Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü'ne asistan oldu. 1971 yılında Erzurum ve civarı vilayetlerin Orthoptera Faunası adlı tezle doktor oldu. Aynı yıl DAAD'den aldığı bir bursla Almanya'da lisan okuluna devam etti. Daha sonra Humboldt bursunu kazanarak Hamburg Üniversitesi'nde, Paris ve Londra'daki araştırma enstitülerinde çalıştı. Türkiye'nin Caelifera Faunasının taksonomik incelemesi adlı tezle 1974 yılında habilitasyonunu yaptı. Yine bu süre içerisinde Birleşmiş Milletler'in finanse ettiği bir derin deniz araştırmasına katılarak Kuzey Kutbu ve Grönland'da, İzlanda civarında, oseonografik, yavru balık ve deniz akımlarını inceleyen bir bilimsel araştırmaya aktif olarak katıldı. 1984 yılında Alexander von Humboldt bursunu tekrar alarak, Hamburg Üniversitesi Zooloji Enstitüsü'nde Türkiye Faunası ile ilgili araştırmalarına devam etti. 1978 yılında Hacettepe Üniversitesi'ne atandı. 1980-1981 yıllarında Zooloji Bölüm Başkanlığı, 1981-1982 yılları arasında da Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanlığı yaptı. 1982 yılından beri Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Ders kitabı, araştırma, deneme ve bilimsel roman tarzı çok sayıda kitabı vardır. Özellikle "Yaşamın Temel Kuralları" adlı ders kitabı dizisiyle geniş kitlelere zoolojiyi sevdirdi. Çalışma alanları arasında öncelik taksonomidedir. Türkiye'deki Mantodea, Caelifera, Odonota, Blattodea, Dermeptera, Scorpionidae, Hirundina faunaları üzerine taksonomik çalışmalar ana uzmanlık alanıdır. Ayrıca, doğanın ve çevrenin korunması, genetik [1] ve evrim ile zoocoğrafya da çalışma alanlarının uzanımlarıdır. Özellikle evrim konusunda Türkiye'deki en popüler[2] ve aktif[3][4][5][6][7][8][9] uzmanlardan biridir. Demirsoy'un evrim üzerine olan popüler yayınları evrim teorisine karşı olanlarca da sık sık eleştiri amacıyla kullanılır. Adlandırdığı taksonlar 1973 Paranocarodes fieberi anatoliensis Demirsoy, 1973 sonra Paranocarodes anatoliensis Paranothrotes asulcatus Demirsoy, 1973 Paranothrotes opacus hakkariana Demirsoy, 1973 Paranothrotes kosswigi Demirsoy, 1973 Pseudosavalania Demirsoy, 1973 Pseudosavalania karabagi Demirsoy, 1973 1974 Isophya kosswigi Demirsoy, 1974 Parapholidoptera karabagi Demirsoy, 1974 Platycleis Squamiana weidneri Demirsoy, 1974 Platycleis Yalvaciana yalvaci Demirsoy, 1974 1977 Tetrix turcica Demirsoy, 1977 sonra Tetrix depressa turcicus 1979 Aspingoderus elazigi Demirsoy, 1979 Chorthippus albomarginatus hakkaricus Demirsoy, 1979 Dociostaurus Dociostaurus salmani Demirsoy, 1979 Eremippus weidneri Demirsoy, 1979 Paranothrotes eximius nigroloba Demirsoy, 1979 Pseudoceles karadagi Demirsoy, 1979 Sphingonotus turcicus kocaki Demirsoy, 1979 2002 Novadrymadusa Demirsoy, Salman ve Sevgili, 2002 Novadrymadusa karabagi Demirsoy, Salman ve Sevgili, 2002 Adına ithaf edilen taksonlar Demirsoyus Çıplak, Şirin & Taylan, 2004 Leptodusa demirsoyi Karabag, 1975 Brachyptera demirsoyi Kazancı, 1983 Eupholidoptera demirsoyi Salman, 1983 Paratendipes demirsoyus Şahin, 1987 Prozercon demirsoyi Urhan & Ayyıldız 1996 Sadleriana byzanthina demirsoyi Yıldırım & Morkoyunlu, 1998 Poecilimon demirsoyi Sevgili 2001 Paranocaracris rubripes demirsoyi Ünal, 2002 Xysticus demirsoyi Demir, Topçu & Türkes, 2006 Athous Orthathous demirsoyi Platia, Kabalak, Sert 2007 Campanula demirsoyi Kandemir, 2007 Ayla Kalkandelen Ayla Kalkandelen ICZN yazar gösteriminde Kalkandelen; d. 14 Mart 1939 Gaziantep - ö. 28 Nisan 2002. Türk entomolog. Uzmanlık alanı Homoptera'nın Auchenorrhyncha alt takımıdır. Şimdiye kadar 10 takson tanımlamış ve 5 taksona da adı verilmiştir. 1962 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bağ ve Bahçe Bitkileri Yetiştirme ve Islahı Bölümü'nden mezun olduktan sonra aynı yıl Ankara Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü'nde göreve başlamıştır. 1964 yılında Georgetown lisan okuluna devam ettikten sonra AID bursu ile 1965-1966 yıllarında Clemson Üniversitesi Clemson S. C., ABD'nde yüksek lisansını yapmıştır. Bu arada Temmuz 1966'da 3 hafta Columbus Üniversitesi Columbus, Ohio, ABD'nde Dr. D. M. Delong'dan ve Ocak-Şubat 1967'de National Museum of Natural History Washington DC'de Dr. J. Kramer'den Cicadellidae Homoptera taksonomisi üzerine eğitim almıştır. Kasım 1971'de Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü'nde "Orta Anadolu'da HomopteraCicadellidae Familyası Türlerinin Taksonomisi Üzerine Araştırmalar" adlı doktora teziyle Doktor ünvanını alan Kalkandelen, Ekim 1995'te de Doçent olmuştur. 1986-1990 yıllarında Bitki Koruma Bülteni Yayın Yönetim kurulu ve Redaksiyon Heyeti Başkanlığı görevini yürütmüştür. 1996 yılında The American Biographical Institute tarafından International Who's Who of Contenporary Achievement ödülü verilmiştir. 1997 yılında emekli olmuştur. Adlandırdığı taksonlar Diplocolenus Verdanus bekiri Kalkandelen, 1972 Mocuellus dlabolai Kalkandelen, 1972 Mocuellus foxi Kalkandelen, 1972 Mocuellus zelihae Kalkandelen, 1972 Paluda vitripennis lalahani Kalkandelen, 1972 Eurybregma dlabolai Kalkandelen, 1980 Zyginidia Zyginidia artvinicus Kalkandelen, 1985 Zyginidia Zyginidia karadenizicus Kalkandelen, 1985 Zyginidia Zyginidia bafranicus Kalkandelen, 1985 Zyginidia Zyginidia emrea Kalkandelen, 1985 Adına ithaf edilen taksonlar Anoplotettix kalkandeleni Dlabola, 1971 Tshurtshurnella kalkandelenica Dlabola, 1982 Malenia aylae Dlabola, 1983 Quadristylum aylae Dlabola, 1985 Hyalesthes aylanus Hoch, 1985 Feyzi Önder İlk öğrenimini Ödemiş Cumhuriyet İlkokulunda, orta öğrenimini İzmir Tilkilik Ortaokulu ve İzmir Atatürk Lisesinde tamamlamıştır. 1961yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesine girerek 1965 yılında aynı fakültenin Bitki Sağlığı Bölümünden mezun olmuştur. Aynı yıl asistanlık sınavını kazanarak bu fakültenin Entomoloji ve Zirai Zooloji Kürsüsüne asistan olarak girmiştir. 1970 yılında "İzmir ili ve çevresinde bitki zararlısı Mirinae MiridaeHemiptera türlerinin tanınmaları, yayılışları ve kısa biyolojileri üzerinde araştırmalar" isimli doktora tezini tamamlayarak doçentlik çalışmalarına başlamıştır. 1972-1973 yıllarında Londra'da British Museum Natural History'da konusuyla ilgili araştırmalarda bulunarak 1973 yılı Ekim ayında askerlik görevini yapmak üzere kürsüden ayrılmış, askerlik görevinin bitimi olan Nisan 1975'de tekrar aynı kürsüye atanmıştır. 1976 yılının Kasım ayında Üniversite Doçenti ünvanını kazanmıştır. Yurtiçi ve yurtdışında 193 adet kitap, makale ve bildirisi yayımlanmıştır. Türkiye'nin fauna zenginliğinin tespit ve tanımlanması üzerine verdiği gayretleri ve isim babalığı yapıp entomoloji dünyasına tanıttığı böcek adları bugün de kullanılmaktadır. 1980-1988 yılları arasında PTT ile işbirliği yaparak böcek konulu 26 pulun çıkmasını sağlamış ve bu çabası böceklerin kitlelerce tanınmasını sağlamıştır. İlk kitabı, 1978 yılında Prof Dr. Niyazi Lodos ile birlikte Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi yayınlarında çıkardığı Heteroptera Türkiye ve Palearktik Bölge Familyaları Hakkında bilgiler adlı kitabıdır. Diğer kitap ve çalışmaları hakkında toplu listeyi aşağıdaki kaynakçada bulabilirsiniz. Adı, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde Feyzi Önder Konferans Salonu'na verilmiştir. Adlandırdığı taksonlar 1975 yılında keşfedilenler Mecomma pervinius Onder, 1974 1975 yılında keşfedilenler Solenoxyphus alkani Onder, 1975 1977 yılında keşfedilenler Galeatus helianthi Onder & Lodos, 1977 sinonim 1979 yılında keşfedilenler Mecomma lodosi Onder, 1979 sinonim Adına ithaf edilen taksonla Psallus oenderi Wagner, 1976 Fieberiella oenderi Dlabola, 1985 Nemorius oenderi Jezek, 1990 Coptosoma oenderi Doğanlar et al., 2007 Hasan Koç Doç. Dr. Hasan Koç 1968 Afyonkarahisar -, Türk entomolog ve taksonomist. Uzmanlık alanı Diptera takımının Tipulidae, Limoniidae, Pediciidae familyalarıdır. Şu ana kadar 11 takson tanımlamıştır. Afyonkarahisar'ın Şuhut ilçesine bağlı Akyuva köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şuhut'ta, liseyi ise Çanakkale Gökçeada'da okudu. 2009 yılında doçent olan Koç, halen Muğla Üniversitesinde öğretim elemanıdır. Adlandırdığı taksonlar 1996 yılında keşfedilenler Tipula transmarmarensis Koç, Aktaş & Oosterbroek, 1996 1998 yılında keşfedilenler Tipula aktashi Koç, Hasbenli & Jong, 1998 Conophorus aktashi Hasbenli, Koç & Zaitzev, 1998 2004 yılında keşfedilenler Phyllolabis kocmani Koç, 2004 Tipula cillibema Koç, 2004 Tipula murati Koç, 2004 2006 yılında keşfedilenler Liponeura osmanica Koç & Zwick, 2006 2007 yılında keşfedilenler Tipula oosterbroeki Koç, 2007 Tipula jaroslavi Koç, 2007 Tipula gebze Koç, Hasbenli & Vogtenhuber, 2007 2008 yılında keşfedilenler Urytalpa chandleri Bechev & Koç, 2008 Doç. Dr. Hasan Koç 1968 Afyonkarahisar -, Türk entomolog ve taksonomist. Uzmanlık alanı Diptera takımının Tipulidae, Limoniidae, Pediciidae familyalarıdır. Şu ana kadar 11 takson tanımlamıştır. Afyonkarahisar'ın Şuhut ilçesine bağlı Akyuva köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şuhut'ta, liseyi ise Çanakkale Gökçeada'da okudu. 2009 yılında doçent olan Koç, halen Muğla Üniversitesinde öğretim elemanıdır. Adlandırdığı taksonlar 1996 yılında keşfedilenler Tipula transmarmarensis Koç, Aktaş & Oosterbroek, 1996 1998 yılında keşfedilenler Tipula aktashi Koç, Hasbenli & Jong, 1998 Conophorus aktashi Hasbenli, Koç & Zaitzev, 1998 2004 yılında keşfedilenler Phyllolabis kocmani Koç, 2004 Tipula cillibema Koç, 2004 Tipula murati Koç, 2004 2006 yılında keşfedilenler Liponeura osmanica Koç & Zwick, 2006 2007 yılında keşfedilenler Tipula oosterbroeki Koç, 2007 Tipula jaroslavi Koç, 2007 Tipula gebze Koç, Hasbenli & Vogtenhuber, 2007 2008 yılında keşfedilenler Urytalpa chandleri Bechev & Koç, 2008 Niyazi Lodos Eski adı Yayaköy olan Zeytinliova köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamlamış, 1946 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinden mezun olmuştur. Meslek yaşamına Bornova Zeytincilik Araştırma Enstitüsünde başlayan Lodos, askerlik hizmetinden sonra 1947-1950 yılları arasında kısa sürelerle Ankara Zirai Mücadele ve Karantina Müdürlüğü, Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü Meyvecilik Şubesi ve Bornova Bölge Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü gibi kuruluşlarda görev yapmıştır. 1950-1955 yılları arasında çalıştığı Ankara Bölge Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsünde gösterdiği yüksek performans, yöneticilerin ve Prof. Dr. Bekir Alkan’ın dikkatini çekmiş ve bilim insanlığı yolunda ilk adımlarını bu kuruluşta atmıştır. Prof. Dr. Bekir Alkan'ın danışmanlığı altında hazırlamış olduğu “Orta Anadolu’da meyve ağaçlarında zarar yapan Curculionidae Hortumlu böcekler türleri üzerinde sistematik araştırmalar” konulu doktora tezini başarıyla tamamlamıştır. Bu sırada Güneydoğu Anadolu Bölgesinde hububatta önemli zararlar oluşturan süneyle ilgili araştırmalar yapmak üzere bakanlıkça Diyarbakır’a görevlendirilen Lodos, daha sonra Bölge Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsüne dönüştürülecek olan “Geçici Süne Araştırma İstasyonu”nu kurmuş ve bu kuruluşun yöneticiliğini üstlenmiştir. Süne üzerinde yaptığı biyolojik ve ekolojik çalışmalardan elde ettiği sonuçlar hâlâ başarıyla kullanılmakta ve uygulanmaktadır. Süneyle ilgili bu başarılı çalışmalar Onu kısa zamanda civar ülkelerde de ünlendirmiş, nitekim Irak Hükümeti kendisini Irak’ta süne sorununu çözmek için bir yıllığına “Sözleşmeli Araştırıcı” olarak istihdam etmiştir. 1957 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesine giren Lodos, Türkiye’de ilk kez Bitki Sağlığı Bölümü’ nü kurmuştur. Süne üzerinde yaptığı çalışmalarını “Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de Süne Eurygaster integriceps Put. problemi üzerinde incelemeler” başlıklı eserde bir araya getiren Lodos, bu eseriyle 1960 yılında “Üniversite Doçenti” unvanını kazanmıştır ve bu unvan EÜ'ndeki ilk doçentlik unvanıdır. Prof. Dr. Niyazi Lodos, 1960-1962 yılları arasında Entomoloji ve Fitopatoloji Kürsüsü, 1962-1964 yılları arasında da Entomoloji ve Zirai Zooloji Kürsüsü Başkanlığı görevini sürdürmüştür. 1964 yılında EÜ Ziraat Fakültesindeki görevinden ayrılan Lodos, 1964-1969 yılları arasında özel bir anlaşmayla gittiği Gana'da West African Cocoa Research Institute’de Entomoloji Departmanı şefi olarak görev almıştır. Prof. Dr. Niyazi Lodos, 1969 yılında EÜ Ziraat Fakültesindeki görevine yeniden dönmüş ve aynı yıl profesörlüğe yükseltilmiştir. Bu tarihten itibaren Entomoloji ve Zirai Zooloji Kürsüsü ve Bitki Sağlığı Bölümü Başkanlıkları görevlerini sürdüren Lodos, 1982 yılında Yüksek Öğretim Kanunu gereğince ismi Bitki Koruma Bölümü olan bölüm başkanlığına getirilmiş ve bu görevini emekli olduğu 1 Temmuz 1988 tarihine kadar sürdürmüştür. Prof. Dr. Niyazi Lodos’u, entomoloji bilimine katkılarından dolayı bütün bilim dünyası tanımaktadır. İran, Irak, Fas, Gana, Çekoslovakya, Almanya, Fransa, İngiltere, ABD gibi ülkelerde kısa veya uzun süreli çalışmaları; bazılan yabancı dillere çevrilmiş ders kitaplan; 90′dan fazla yabancı dillerde yayınlanmış mesleki eserleri; Royal Society of Entomology, International Commission for Invertebrata Survey, World’s Heteropterists, Curculio, Auchenorrhyncha ve Cocoa Scientists gibi birçok uluslararası dernek ve kuruluşlara üye olması; Türkiye entomolojisiyle ilgili yabancı araştırıcıların herhangi bir başvurusuna hemen o gün yanıt vermesi onu gerçekten entomoloji biliminde zirveye çıkarmıştır. Özellikle Gana'da yaptığı araştırmalar[1], entomoloji dünyasında takdir toplamış ve bu çalışmalardan birinde topladığı böcek örneği daha sonra meslektaşı tarafından adına ithaf edilmiştir Blepharella lodosi Mesnil sin Congochrysosoma lodosi Mesnil Bu arada Türkiye'de ilk kez bulunan ve bilim dünyası için yeni olan 31 böcek türünün lodosi, lodosianus, isodol ve niyazii gibi epitetlerle adına ithaf edilmesi, lodos'un çalışmalarının takdir gördüğünün göstergesidir. Üniversiteye girdiği 1957 yılından emekli olduğu 1988 yılına kadar 1000′den fazla lisans, 45 Uzmanlık ve Yüksek Lisans ve 15 Doktora öğrencisinden başka çok sayıda Doçent ve Profesör de yetiştirmiştir. Yayımlamış olduğu 170′den fazla eseri, bizzat kendisinin kurmuş olduğu Türkiye Entomoloji Derneği ve bu derneğin yayın organı olan Türkiye Entomoloji Dergisi bu konuda çalışanlara sürekli yardımcı olmaktadır. Yaptığı katkılar ve bıraktığı eserlerden dolayı 1996 yılında Ege Üniversitesi Senatosu tarafından “Üstün Hizmet Madalyası”yla onurlandırılmıştır. Türkiye'nin ilk ve en zengin böcek müzesi unvanına sahip olan ve uluslararası merkezlerce LEMT kısaltmasıyla kabul edilen Prof. Dr. Niyazi Lodos Böcek Entomoloji Müzesi onun adına ithaf edilmiştir. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin kuruluşunu izleyen yıllarda Bitki Sağlığı Bölümünü kuran Prof. Dr. Niyazi Lodos tarafından müze konusunda ilk adımlar atılmış ve daha sonra Prof. Dr. Feyzi Önder, Prof. Dr. Hasan Giray ile Bölümde entomoloji konusunda çalışan akademisyenler tarafından geliştirilmiştir. Adlandırdığı taksonla 1977 yılında keşfedilenler Galeatus helianthi Onder & Lodos, 1977 sinonim Adına ithaf edilen taksonlar Ceutorhynchus niyazii Hoffmann, 1957 Rhynchites lodosi Voss, 1973 Neotournieria lodosianus Magnano, 1977 Cicada lodosi Boulard, 1979 Mecomma lodosi Onder, 1979 Tshurtshurnella lodosi Dlabola, 1979 Trissolcus lodosi Szabo, 1981 Coptosoma lodosi Doğanlar et al., 2007 Tevfik Karabağ 1934 yılında Yüksek Ziraat Enstitüsü Ziraat Fakültesinden mezun olmuştur. 1944 yılında Yüksek Ziraat Enstitüsü Tabii İlimler Fakültesinde doktora derecesini alan Karabağ, 1948 yılında aynı fakültede doçentliğe, 1953 yılında da Ankara Üniversitesi Fen Fakültesinde profesörlüğe yükselmiştir. Üç yıllık askerlik hizmeti dışında 1934-1953 yılları arasında Yüksek Ziraat Enstitüsü Tabii İlimler Fakültesinde, 1949-1951 yılları arasında İngiltere'de British Museum’da, 1953-1981 yılları arasında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesinde görev yapan Karabağ, 1957 ve 1966 yıllarında iki kez Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanlığına seçilmiştir. 1961-1977 yılları arasında aynı fakültede Sistematik Zooloji Kürsüsü Başkanı olan Karabağ, 1977-1983 yılları arasında TÜBİTAK Genel Sekreterliği görevini yürütmüştür. Diyarbakır Dicle Üniversitesinin kurulmasında aktif rol alan Karabağ Royal Entomological Society of London ve Entomoloji Derneği’nin üyeleri arasında yer almıştır. Böcek sistematiği üzerindeki araştırma ve çalışmalarıyla bilim dünyasına değerli katkılarda[1] bulunan ve doktora çalışmalarıyla böcek sistematiği prensip ve uygulamalarında önemli izler bırakan Tevfik Karabağ’a 1997 yılında TÜBİTAK Hizmet Ödülü verilmiştir. Adlandırdığı taksonlar Paranocarodes fieberi tolunayi Karabağ, 1949 Anterastes uludaghensis Karabağ, 1950 Bucephaloptera bolivari Karabağ, 1950 Bucephaloptera convergens Karabağ, 1950 Parapholidoptera kosswigi Karabağ, 1950 Platycleis Montana uvarovi Karabağ, 1950 Platycleis Squamiana ankarensis Karabağ, 1950 Poecilimon birandi Karabağ, 1950 Poecilimon cervus Karabağ, 1950 Poecilimon excicus Karabağ 1950 Poecilimon glandifer Karabağ, 1950 Poecilimon turcicus Karabağ, 1950 Anterastes tolunayi Karabağ, 1951 Anterastes turcicus Karabağ, 1951 Anadolua burri Karabağ, 1952 Anadolua davisi Karabağ, 1952 Anadolua rammei Karabağ, 1952 Eupholidoptera excisa Karabağ, 1952 Paradrymadusa aksirayi Karabağ, 1952 Parapholidoptera grandis Karabağ,1952 Psorodonotus anatolicus Karabağ, 1952 Psorodonotus ebneri Karabağ, 1952 Psorodonotus rugulosus Karabağ, 1952 Dasyhippus uvorovi Karabağ, 1953 Gomphocerus sibiricus dimorphus Karabağ, 1953 Gomphocerus sibiricus hemipterus Karabağ, 1953 Paranocaracris citripes idrisi Karabağ, 1953 Paranocaracris rimansonae kosswigi Karabağ, 1953 Poecilimon bilgeri Karabağ, 1953 Poecilimon celebi Karabağ 1953 Poecilimon davisi Karabağ, 1953 Stenobothrus Stenobothrus burri Karabağ, 1953 Xerohippus alkani Karabağ, 1953 Anadrymadusa albomaculata Karabağ, 1956 Anadrymadusa spinicercis Karabağ, 1956 Arcyptera Pararcyptera microptera karadagi Karabağ, 1956 Bucephaloptera robusta Karabağ, 1956 Eupholidoptera unimacula Karabağ, 1956 Gampsocleis acutipennis Karabağ, 1956 Paradrymadusa brevicerca Karabağ, 1956 Parapholidoptera spinulosa Karabağ, 1956 Phonocorion uvarovi Karabağ, 1956 Phytodrymadusa hakkarica Karabağ, 1956 Poecilimon xenocercus Karabağ, 1956 Prionosthenus gueleni Karabağ, 1956 Psorodonotus davisi Karabağ, 1956 Isophya bicarinata Karabağ, 1957 Pseudoceles obscurus lateritius Karabağ, 1957 Rhacocleis acutangula Karabağ, 1957 Aeropedellus turcicus Karabağ, 1959 Drymadusa limbata grandis Karabağ, 1961 Parapholidoptera flexuosa Karabağ, 1961 Parapholidoptera intermixta Karabağ, 1961 Pezodrymadusa indivisa Karabağ, 1961 Pezodrymadusa lata Karabağ, 1961 Pezodrymadusa subinermis Karabağ, 1961 Pezodrymadusa uvarovi Karabağ, 1961 Pholidoptera guichardi Karabağ, 1961 Isophya autumnalis Karabağ, 1962 Isophya hakkarica Karabağ, 1962 Isophya thracica Karabağ, 1962 Poecilimon serratus Karabağ, 1962 Parapholidoptera ziganensis Karabağ, 1964 Poecilimon cervoides Karabağ, 1964 Poecilimon guichardi Karabağ, 1964 Poecilimon harveyi Karabağ, 1964 Anadrymadusa kosswigi Karabağ, 1975 Isophya cania Karabağ, 1975 Kurdia uvarovi Karabağ 1975 Leptodusa demirsoyi Karabağ,1975 Leptodusa harzi Karabağ, 1975 Parapoecilimon antalyaensis Karabağ, 1975 Poecilimon minutus Karabağ, 1975 Rhacocleis tuberculata Karabağ, 1978 Adına ithaf edilen taksonlar Isophya karabaghi Uvarov, 1940 Poecilimon karabagi Ramme, 1942 Pseudosavalania karabagi Demirsoy, 1973 Parapholidoptera karabagi Demirsoy, 1974 Pseudoceles karadagi Demirsoy, 1977 Eupholidoptera karabagi Salman, 1983 Novadrymadusa karabagi Demirsoy, Salman et Sevgili, 2002 Poecilimon tevfikarabagi Ünal, 2005 Prof. Dr. Hikmet Birand Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi profesörlerinden ve bu üniversitenin eski rektörlerinden Prof. Dr. Hikmet Birand bu yıl başında vefat etti. Değerli ilim adamı Prof. Birand Fakültemizi bir kaç bakımdan ilgilendirmektedir. Her şeyden önce 1949 da kurulmuş olan Fakültemizin kurucu heyeti başkanı kendisi idi. O yıl İsmet İnönü’nün Cumhur Başkanlığı ve Ord. Prof. Şemsettin Günaltay’ın Başbakanlığı zamanı idi. O zamanın hükümeti, 1933 yılında kaldırılarak İslâm Tetkikleri Enstitüsü haline konmuş olan, İlahiyat Fakültesinin yeniden kurulmasına karar vermişti. Hükümetin bu kararını uygulama işini o yıllarda Halk partisi hükümetinin son Millî Eğitim Bakanı olan Tahsin Banguoğlu üzerine almış, bunun için de eski îlâhiyat Fakültesi profesörlerinden veya İslâm medeniyeti ilimlerinde başka yetkili kimselerden ilk Fakülte profesörlerini seçmek üzere bir komisyon toplamasını, o zaman Ankara Üniversitesi rektörü bulunan, rahmetli Hikmet Birand’dan istemişti. Prof. Birand 1949 yılı son aylarında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine gelerek benimle ve rahmetli Ord. Prof. Mükrimin Halil Yinanç’la görüştü. Hükümetin böyle bir teşebbüste bulunacağını ve kurucu heyete katılmak üzere Ankara’ya gelmemizi istedi. Kendisiyle o zamana kadar pek tanışıklığım olmadığı gibi Yinanç’ın da olmadığı için, bu işaretin Başbakan Şemsettin Günaltay tarafından verildiğini tahmin ettik. Çünkü Günaltay, Mükrimin Halik’in İstanbul Üniversitesinden hocası olduğu gibi 1933 den sonraki profesörlüğü ve dekanlığı zamanından beni de tanıyordu. Rektör Hikmet Birand Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinden Prof. Şinasi Altındağ’ı Ankara Hukuk Fakültesinden Prof. Esat Arsebük’ü de kurucu komiteye almıştı. Rektörlük binasında bir haftaya yakın toplantılar yaparak yeni Fakülteye alınabilecek adayları tetkik ettik. Eski İlâhiyat Fakültesinden Yusuf Ziya Yörükan ile Ömer Hilmi Buda’yı seçtik. Ayrıca, bir müddet üniversitede profesörlük ederek ayrılmış olan Remzi Oğuz Arık’ı Türk İslâm Sanatları profesörlüğüne davete karar verdik. Rektör Hikmet Birand İslâm Hukukunu okutmak üzere Esat Arsebük’e de yeni fakültede ders almasını teklif etti. Bu suretle ilk fakülte profesörler kurulu 4 kişiden ibaret olarak kuruldu. Üniversite kanununa göre profesör sayısı artıncaya kadar yeni fakültenin Ankara Hukuk veya Dil Tarih Fakültesinden birine yönetimce bağlı olarak çalışacağı anlaşıldı. Günlerimizin çoğunu yeni fakültenin yönetmelik taslağı, kürsüler ve ders programları işgal etti. Kürsüleri başlıca İslâm dininin temel bilgileri ile İslâm medeniyetine ait ilimler olmak üzere iki grupta topladık. Birinci grupta Tefsir, Hadis, İslâm hukuku ikinci grupta İslâm ve Türk tarihi, İslâm milletleri etnolojisi ve coğrafyası, İslâmi Türk edebiyatı, Tasavvuf, İslâm felsefesi, kürsüleri bulunuyordu. Yeni Fakülteyi ilmi bir zihniyetle kuvvetlendirmek için Antik Felsefe tarihi, Modern Felsefe tarihi, sistematik Felsefe Bilgi Teorisi, Ahlâk, Mantık, Sosyoloji derslerinin de programda esaslı yer almasına dikkat ettik. Rektör Prof. Birand beni raportörlüğe seçtiği için bu tafsilâtı hatırlıyorum. Ayrıca İslâm tarihini okutmak üzere Başbakan Günaltay’ı ve Türk edebiyatı tarihini okutmak üzere Prof. Fuat Köprülü’yü konferansçı olarak daveti düşündük. Mukrimin Halil ile beraber her ikisini ziyaret ederek ricamızı söyledik. Fakat işlerinin çokluğundan dolayı ikisi de kabul etmedi. Sosyoloji dersleri için, eski İlâhiyat Fakültesinde bu dersi okutmuş olan Prof. Baltacıoğlu’nu davet ettik ise de, Nisan’a kadar bir şey söyleyemiyeceğini, sonra kabul edebileceğini bildirdi. Tasavvufi Türk edebiyatı için Burhan Toprak’ı düşündük. Ben kendisine yazdım. Bu teklifi büyük sevinçle karşıladı. Kurucu komite çalışmalarını bitirince Millî Eğitim Bakanını ziyaret ettik. Fakültenin sonraki gelişmeleri kurucu heyetin programına dâima uygun olmamıştır. Fakat anahatları çizilmiş yol üzerinde yürünmüştür. Görevimizi bitirdikten sonra yeni fakültenin nasıl gelişmeler kazandığı burada konumuz dışındadır. Prof. Hikmet Birand ile ondan sonra dostluğum arttı. Kardeşi Kâmran Birand, İstanbul Edebiyat Fakültesinden öğrencim idi. Prof. Von Aster ile tez konusunda mutabık kalmadıkları için, benim kürsüm olan Türk Fikir Tarihine geçerek orada, “Tanzimat devrinde Aydınlık felsefesi izleri” adlı konu üzerinde tez verdi. Ankara İlâhiyat Fakültesinde doçentliğini verdi ve profesör oldu. Burada da kendisiyle önce aynı kürsüde sonra iki kürsüyü ayırarak meslek arkadaşlığı yaptım. Prof. Kâmran Birand’ın çok erken ve hazin ölümü hepimizi son derecede üzdü. Ondan sonra büyük ağabeysi Hikmet Birand, Kâmran Birand’ın bütün mirasını, fakülte vakfı olarak tahsis etti. Bununla o zamandan beri fakülte adına öğrenciler okutulmaktadır. Rahmetli Hikmet Birand 1320 1904 yılında Karaman’da doğmuştur. Karaman İdadisini bitirmiş, Halkalı Ziraat yüksek okulundan mezun olmuş, Almanya’da Bonn Üniversitesinde Ziraat alanındaki ihtisasım tamamlamış, doktora vermiş, 29. 4. 1938 de Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsüne Doçent ve 18. 10. 1945 yılında profesör olmuş ve bu enstitü fakülte halini aldıktan sonra görevi devam etmiş, 1949-1951 yılları arasında Ankara Üniversitesi Rektörlüğü yapmıştır. Son yılda çıkardığı “Alıç Ağacı” adındaki bir eseri meslek alanı kadar edebiyatı da ilgilendiren bir eserdi. Hikmet Birand alçak gönüllü vakur ve ciddi düşünceli iyi yürekli bir insandı. Meslekdaşları kadar başka alanlarda çalışanlar üzerinde de çok iyi tesir bırakmakta, saygı ve sevgi doğurmakta idi. Onunla bir kere bile görüşenler ciddi, samimî ve iyi yürekli bir ilim adamı ile konuşduklarını anlarlardı. Unesco Millî Komisyonunda ormanların kaybolmasına karşı ilmî savaş işine katılmış ve her zaman olduğu gibi orada da değerini herkes yakından görmüştü. Biz bir candan dost; fakülte, kurucusunu ve koruyucusu kaybetti. Allah rahmet eylesin. Ne yazık ki bu yazımda değerli ilîm adamı Prof. Dr. Hikmet Birand’ın asıl ihtisas konusu olan Botanik’de Batı ilim alemince tanınmış bir zat olduğundan bahsedemedim. Kendisini yakından tanımama rağmen bu alanda yaptıklarını bilmiyordum. Çok şükür, Cumhuriyet Gazetesinde 31 Mart 1952 çıkan Zafer Hasan Aybek’in bir yazısı beni aydınlattı. Aybek bu yazısında şöyle diyor “Prof. Birand, Karaman’da “Hacı Bayramoğulları” ailesindendir. Almanca olarak, Almanya’da basılmış beş kitabı ve Türkçe pek çok eseri vardır. Ülkü dergisinde ve Ulus gazetesinde devamlı yazılar yazmıştır. Birand, Uluslararası bir şöhrete sahip ve memleketimizin yetiştirdiği değerli ilim adamları arasında mümtaz bir zattır. Servetini Maarif Vakfına bırakmıştır.” Kaynak Ord. Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken. “Prof. Dr. Hikmet Birand”. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi. 19219-221. Önemli Not Zafer Hasan Aybek, merhum Hikmet Birand hocamızın doğum tarihini “1906″ olarak verir. Merhum Hilmi Ziya Ülken hoca ise yukarıda sunulan makalesine dipnot olarak “Birand hocanın 1904 doğumlu olduğunu ve bu tarihin Rektörlük Zat İşleri Müdürlüğünden alındığını” ekler. Prof. Dr. Semahat Geldiay TÜBİTAK Bilim Ödülü ve TÜBA Şeref Üyeliği ile onurlandırılmış olan kendisi gibi Zooloji profesörü olan ve Ege Üniversitesi Fen Fakültesinin kuruluş ve gelişmesinde katkılarıyla iz bırakan Sayın Prof. Dr. Remzi Geldiay’ın eşidir. Özenle büyüttüğü çocukları Vedat ile Beril’in anneleridir. 1923’de İzmir’de doğan Semahat Geldiay, ilk ve orta eğitimini İstanbul’da 1930-1941, Biyoloji Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde 1942-1946, Doktora eğitimini ise Ankara Üniversitesi Fen Fakültesinde Prof. Dr. Selahattin Okay’ın yönetiminde tamamlamıştır. Doktora sonrası eğitimini de 1957-1959 Columbia Üniversitesi Zooloji bölümünde New York, gerçekleştirmiştir. 1961-1966 yıllarında Ankara Üniversitesinde Doçent olarak çalışmıştır. 1967 yılında Ege Üniversitesinde profesörlüğe yükselmiş ve emekli oluncaya kadar bu üniversitenin kuruluşunda ve gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. Yönetim sorumlulukları alarak, Kürsü Başkanlığı, Bölüm Başkanlığı, Senato Üyeliği ve Dekan Yardımcılığı dönemlerinde Ege Üniversitesi Fen Fakültesinde Biyoloji Öğretim Programlarının temelleri oluşturulmuştur. Bilimin gelişme çizgisini yakından izleyen ve dolayısıyla geleceği gören bir hoca olarak, bulunduğu akademik birimin gelişme doğrultusunu güncel konularla belirlemiştir. Öğrencilerini de bu gelişme politikasına uygun yönlendirmiştir. Kütüphane ve laboratuvar olanaklarıyla o yıllarda E. Ü. Fen Fakültesi Genel Zooloji Kürsüsünde çağdaş düzeyde gelişmiş bir araştırma ve eğitim kurumu oluşturmuştur. Yönetiminde 17 yüksek lisans tezi ile 9 doktora tezi tamamlanmıştır. Doktora öğrencilerinin hemen hemen tümüne yurtdışı burslar ve seçkin araştırma laboratuvarlarında çalışma olanağı sağlamak için özel çaba sarfetmiştir. Yüksek lisans ve Doktora öğrencilerinden beşi profesör, dördü doçent ve iki yardımcı doçent olarak üniversitelerdeki görevlerini sürdürmektedir. Nöroendokrinoloji alanında dünyadaki çalışmalar göz önüne alındığında, Prof. Dr. Semahat Geldiay bu alanda az sayıdaki ilk çalışan öncülerin hemen arkasından gelen kuşakta yer almıştır. Böcek nöroendokrin sistemine ait temel yapısal bilgilerin ve fizyolojik rollerin anlaşılmasında önemli katkı sağlayan çalışmalar yapmıştır. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Bölümünde Prof. Dr. Selahattin Okay’ın yönetiminde 1954 yılında tamamladığı doktora çalışmalarında Locusta migratoria çekirge da nörosekresyon hücrelerinin beyinde dağılışı, tipleri ve salınma yerlerini ışık mikroskobu düzeyinde belirlemiştir. Bu çalışma ülkemizde Omurgasız Nöroendokrinolojisi alanında yapılmış ilk çalışmadır. Eşi Prof. Dr. Remzi Geldiay ile Doktora sonrası gittiği Amerika’da Columbia Üniversitesinde Dr. HODGSON ile çalışarak 1957-1959, nörosekresyonun fizyolojik etkisini gösteren iki önemli çalışmayı gerçekleştirmiştir. Bu çalışmalardan birisi nörosekresyon materyalinin sinir sistemi üzerine etki ettiğinin ve hayvan davranışlarını kontrol ettiğinin deneysel olarak gösterilmesidir. Nörosekresyonun hayvan davranışlarını kontrol ettiği ise nörohemal bölge ekstreleri enjekte edilmiş böceklerin isli kağıt içeren deney kutusunda bıraktıkları izlerin karşılaştırılmasıyla gösterilmiştir. Etkili materyalin kaynağının beyin nörosekresyon hücreleri olduğunu deneysel olarak göstermiştir. Alanında ilk olan bu deneylere, omurgalı-omurgasız hayvanlarda yapılmış benzer çalışmalarda ve izleyen yıllarda yazılmış temel ders ve başvuru kitaplarında da çok sayıda atıf yapılmıştır. İzleyen yıllarda ergin yumurta bırakma diapozunun fotoperiyodun ve beyin nöroendokrin sistemin kontrolu altında olduğunu, uzun gün ışığının ergin diyapozu kırdığını deneysel olarak göstermiştir. İzleyen çalışmalarında; ışığa duyarlı bölgenin başın merkezi bölgesinde yer aldığını, ışığın beyin nörosekresyon hücrelerini doğrudan uyardığını ve uzun ışık periyodunun beyin nörosekresyon hücrelerini aktifleştirdiğini radyoaktif sistein kullanarak göstermiştir. Çevre faktörlerinden özellikle ışığın nöroendokrin sistem üzerine etkilerinin anlaşılmasına önemli katkıları olan bu çalışmalara yine çok sayıda atıf yapılmıştır. 1970’li yıllar elektron mikroskobunun Biyolojide yaygın şekilde kullanıldığı yıllardır. Prof. Dr. Semahat Geldiay da beyin nörosekresyon hücrelerinin ince yapısını Amerika’da Seatle’da Prof. Dr. J. Edwards ile birlikte elektron mikroskobuyla çalışmıştır. Nörosekresyon hücrelerinin tiplerini, yapısal özelliklerini belirlemiştir. Yine bu çalışmalar sırasında, bilinen nörohemal organların dışında, serebral nörohemal organ olarak isimlendirilen nörohormonların doğrudan beyinden salındığı yeni yerler de bulunmuştur. Türkiye’de de tüm bu güncel ve başarılı çalışmalarıyla 1975 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü ile onurlandırılmıştır. 1975-1980 yılları arasında Dr. Karaçalı ile birlikte, böcek nöroendokrin sisteminde ince yapı çalışmalarına devam etmek için bir NATO projesi vermiştir. Prof. Dr. Geldiay, Devlet Planlama Teşkilatının desteğini de sağlayarak Ege Üniversitesine bugün hala kullanılan bir transmisyon elektron mikroskobu kazandırmıştır. CENTO ve İngiliz Hükümetinden bu projeye sağlanan ek desteklerle birlikte elektron mikroskobu hazırlık laboratuvarını kurmuştur. Bu projenin desteğiyle hem serebral nörohemal organın diğer türlerde de varlığı gösterilmiştir ve hem de nöroendokrin sistemin çeşitli kısımlarında başka çalışmalar da yapılmıştır. Yapılan çalışmalar uluslararası seçkin dergilerde yayınlanmış, yurtiçi yurtdışı kongrelerde sunulmuştur. Nörosekresyonun önemi anlaşılmaya başlandıktan sonra, bir yandan nöroendokrin sistemin çeşitli kısımları üzerinde ince yapı çalışmaları ile hormonların şekillenmesi, taşınması ve salınması mekanizmaları araştırılırken bir yandan da böceklerin kendi hormonlarını kullanarak zararlı böceklerle mücadele edilebileceği düşünceleri ve bu konu ile ilgili çalışmalar güçlenmeğe başlamıştır. Prof. Dr. Geldiay Türkiye’de bu konuda yapılan çalışmalara öncülük etmiştir. Bu konudaki çalışmalardan biri 1976-1978 Dr. Karaçalı ve Dr. Akyurtlaklı ile birlikte diğeri de 1983-1985 Dr. Deveci ile birlikte yıllarında olmak üzere iki TÜBİTAK projesiyle desteklenmiştir. Bitki büyüme regülatörlerinin böcek mücadelesinde kullanılabileceği konusu Prof. Dr. Geldiay’ın Türkiye’de öncülük ettiği bir diğer konudur. Yaş haddinden emekli olacağı son günlere kadar, Montana Üniversitesinden Prof. Dr. Visscher ve Dr. Deveci ile birlikte bu konuda çalışmıştır. Prof. Dr. Geldiay bir yandan nörosekresyon materyelinin sentezi, taşınması, salınması ve nöroendokrin sistemin çeşitli kısımları ile ilgili ince yapı çalışmalarını sürdürmüştür. Bir yandan da nörosekresyonun sinir sistemi, hayvan davranışları, yumurta gelişmesi, diyapoz ve su dengesinin kontrolu üzerine rollerini çalışmıştır. Alanında bazı ilk bildirimlere sahip olma mutluluğunu, çoşkusunu yaşamıştır. Nörosekresyon materyelinin sinir sistemini ve hayvan davranışlarını etkilediğinin, elektriksel şokla salındığının, serebral nörohemal organın böcek beyninde de bulunduğunun ve bilinen fotoreseptörlerin dışında başın derinlerindeki bir nörohemal organda corpus cardiacumlarda ışığa duyarlı hücrelerin belirlenmesi onun evrensel boyuttaki ilk kayıtlarıdır. Böcek hormonları ve bitki büyüme regülatörlerinin böcek mücadelesinde kullanılabileceğiyle ilgili çalışmaları da Türkiye’deki ilkleridir. Yüksek öğretimde Türkçe kitap eksikliği sorununa kısmen çözüm oluşturmak için, Genel Zooloji Laboratuvar Kılavuzu, Embriyoloji Atlası Dr. Karaçalı ile birlikte ve Genel Zooloji Kitabını Zooloji profesörü olan eşi Remzi Geldiay ile birlikte yazmıştır. Prof. Dr. Semahat Geldiay’ın 1949 yılında Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Zooloji Kürsüsünde başlayan akademik yaşamı, 1990’da E. Ü. Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümünde yaş haddinden emekli olduğu güne kadar aralıksız, evrensel bilime önemli katkılarla sürmüştür. 42 yıllık hizmet süresinin son günlerine kadar enerji ve heyacanını koruyan Prof. Dr. Semahat GELDİAY başarılı çalışmaları nedeni ile 1996’da TÜBA Şeref Üyeliği ile onurlandırılmıştır. Kaynak Bu anma yazısı, merhume Prof. Dr. Semahat Geldiay hocamızın ilk doktorantı ve Ege Üniversitesi, Biyoloji bölümü öğretim üyelerinden sayın Prof. Dr. Sabire Karaçalı hanımefendi tarafından, Birinci Ulusal Glikobiyoloji Kongresi’nde sunulmuştur. Prof. Dr. Mithat Ali Tolunay Zooloji Ordinaryüsü ve Ankara Üniversitesi Zooloji Enstitüsü Yöneticisi Prof. Dr. Mithat Ali Tolunay kan dolaşımı yetmezliği sonucu 19 Haziran 1962 tarihinde aniden vefat etti. Mithat Ali Tolunay, 1906 yılında zengin bir ailenin çocuğu olarak Saraybosna’da dünyaya geldi. Orta öğreniminden sonra Halkalı Ziraat Yüksekokulunda, ziraat eğitimi gördü. Asistanı olduğu Türk Entomolog Süreya Özek tarafından Ziraat Entomolojisine yönlendirildi. 1928′de Escherich’teki Münih Üniversitesinde doktora eğitimine başladı. İlk olarak Dr. Woltereck’le daha sonra 1938′de Ziraat Entomolojisi doçentlik sınavını verdiği Ankara Ziraat Yüksekokulunun Zooloji Enstitüsünde çalıştı. 1942 yılında zooloji profesörü, 1948′de de Ankara Üniversitesi Fen Fakültesinde genel zooloji ordinaryüsü oldu. Burada ani ölümüne kadar faydalı hizmetlerde bulundu. Kücük Asya Hayvanat alemi konusunda önemli bilimsel çalışmalarda bulundu. Tolunay, belli başlı eserlerinde Türkiyenin kemirgenleri ve böcekçillerini ele aldı. Yerleşim bölgelerindeki zararlılar; Belli başlı zararlılar; son olarak Genel Zooloji ve Özel Zooloji ders kitaplarını yazdı. Ölümü Türk Fen Bilimleri için büyük bir kayıp anlamına geliyor. Değerli meslektaşları ile anıyor, hatıralarını koruyoruz. Not Yukarıdaki anma yazısı, orijinali resimde de görüldüğü üzere, Prof. Dr. Mithat Ali Tolunay’ın vefatı üzerine; Ord. Prof. Dr. Erwing Schimitschek tarafından kaleme alınmış ve Journal of Pest Science V. 35, N. 10, p. 155 dergisinde yayınlanmıştır. Bir rica Biyoloji bölümünde okurken; hocalarımız hep “Prof. Dr. Mithat Ali Tolunay” derlerdi. Oysa yazıda üstüne basa basa hocanın Ordinaryüs olduğu vurgulanıyor. Ord. Prof. Dr. ünvanı ile Ordinaryüslük farklı şeyler mi? Bu konuda beni aydınlatan olursa çok sevineceğim. Prof. Dr. Sevinç Karol 29 Haziran 1925’de Trabzon’da Dünya’ya gelen Prof. Dr. Sevinç KAROL, 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Tabii İlimler bölümünde başladığı lisans eğitimini 1946’da başarıyla tamamlamış ve aynı yıl Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji bölümünde göreve başlamıştır. 1951’de “A Contribution to the Study of Blood-Cells in Orthoptera” başlıklı teziyle doktorasını tamamlayan Prof. Karol; 1958’de Doçent, 1967 yılındaysa Profesör ünvanını almıştır. Akademik hayatı boyunca yurtiçi ve yurtdışı bir çok araştırma programlarına katılan Prof. KAROL’un; 1963-1964 yılları arasında Paris Milli Tabiat Tarihi Müzesinde yürüttüğü araştırmalar, Türk Araknolojisinin temelini oluşturması bakımından ulusal bilim tarihimiz açısından son derece önemlidir. Prof. Dr. Sevinç Karol Hocahanımın Emeklilik Töreni Soldan sağa Prof. Dr. Cevat Ayvalı, Prof. Dr. Zekiye Suludere, Prof. Dr. Metin Aktaş, Prof. Dr. Bahtiye Mursaloğlu, Prof. Dr. Sevinç Karol ve Prof. Dr. İrfan Albayrak Araknoloji ve Histoloji alanında bir çok bilimsel makaleye imza atan Prof. Karol; 1971-1972,1973-1974,1982-1985 yılları arasında, üç dönem olmak üzere dekanlık görevini yürütmüş; yine bünyesinde çeşitli yıllarda Zooloji, Biyoloji ve Jeoloji bölüm başkanlıklarında bulunmuş ve 1992 yılının Haziran ayında öğretim üyeliğinden emekli olmuştur. Başarılarla dolu akademik yaşantısını, toplumsal sorunların çözümüne yönelik sosyal sorumluluk projeleriyle taçlandıran Prof. KAROL; 1971 yılından bu yana çeşitli derneklerde başkanlık ve üyeliklerde bulunmuştur. Kendisi halen; Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Şeref Başkanı, Türk Kadınlar Konseyi Şeref Başkanı, Türk Kanser Araştırma Kurumu Onursal Üyesi ve Araknoloji Derneği Onursal Başkanıdır. Not Hocahanımın yukarıda yer alan kısa özgeçmişi, Araknoloji Derneği tarafından, tarihinde düzenlenen “Türkiye’de Araknolojinin Dünü ve Bugünü” adlı panelde tarafımdan okunmuştur. - MAKALE GÖNDER - YAZARLIK BAŞVURUSU - ANALİZLER - BİYOÇEŞİTLİLİK - MİLLİ PARKLAR - HASTALIKLAR - KROMOZOMLAR - BİYOLOJİ SÖZLÜK - SANAL LABORATUVAR - GARİP AMA GERÇEK İŞ İLANLARI ETKİNLİKLER KANUNLAR / YÖNETMELİKLER DUYURULAR KÖŞE YAZARLARI BİOGRAFİLER DERS NOTLARI BİYOLOJİ ÖDEV YARDIM Genetik Haberleri Paleontoloji / Antropoloji / Evrim Zooloji Haberleri Botanik Haberleri Ekoloji Haberleri Hidrobiyoloji Haberleri Mikrobiyoloji ve Parazitoloji Sağlık Haberleri Biyolojik Gelişmeler Biyoteknoloji & Nanoteknoloji Biyoloji Türkiye Anadolu Biyocoğrafyası Biyoloji Haberleri English Kuşlar Memeli Hayvanlar Kurbağalar Böcekler Sucul canlılar Flora Kelebekler Sürüngenler

biyolojiye katkısı olan türk bilim adamları